Pazartesi , 10 Aralık 2018
En Çok Okunanlar
Anasayfa » Risale-i Nur » Sözler » 6.Söz İzahlar » 10-) Emanette hıyanet cezasını çekeceksin. Çünkü en kıymettar aletleri en kıymetsiz şeylerde sarf edip nefsine zulmettin.

10-) Emanette hıyanet cezasını çekeceksin. Çünkü en kıymettar aletleri en kıymetsiz şeylerde sarf edip nefsine zulmettin.

Emanette hıyanet cezasını çekmesinin sebebi şudur: Bizlere verilen göz, kulak, dil gibi maddi uzuvlar ve muhabbet, hırs, şefkat gibi manevi duygular Cenab-ı Hakk’ın birer malı olup sadece emanet olarak bizlere verilmiştir. Bununla birlikte mal, evlat, makam ve gençlik gibi diğer sahip olduklarımız da bizim zati malımız olmayıp Allah-u Teâlâ’nın bizlere birer emanetidir.

Fıkıhta bir kaidedir ki: Emaneti alan kişi, emanetten ancak sahibinin izni ve rızası dairesinde istifade edebilir. Onun izni olmayan yerlerde emaneti kullanamaz, eğer kullanırsa bundan mesul olur. Mesela emanet olarak bir at verilse ve emanetin sahibi: “Buna sadece sen binebilirsin!” dese, emaneti alan kişi o ata başka birisini bindiremez.

İşte sahip olduğumuz her şey bizlere birer emanet olup ancak Cenab-ı Hakk’ın izni ve rızası dâhilinde kullanılabilir. Allah-u Teâlâ göz ile neye bakmamızı emretmişse ancak ona bakabilir; kulak ile neyi duymamızı istemişse ancak onu dinleyebilir; dil ile neyi konuşmamızı emretmişse ancak onu konuşabilir; ayak ile nereye gitmemizi emretmişse ancak oraya gidebiliriz ve hakeza… Bu uzuvları izin verilmeyen yerlerde kullanmak, emanete ihanet etmek demektir.

İşte kendisine emanet edilen vücudu, azaları, duyguları ve diğer maddi ve manevi imkânları Allah’ın emrettiği makamlarda kullanmayan ve bu emanetleri sadece nefsinin tatmini için kullananlar, emanete ihanet etmiş olurlar ve bunun da cezasını ahirette çekerler.

En kıymettar aletleri en kıymetsiz şeylerde sarf edip nefse zulmetme meselesini ise Üstadımız 23. Söz’ün 2. Mebhasının 3. Nüktesindeki şöyle izah etmektedir:

Demek ahsen-i takvim suretinde yaratılan insan, hayat-ı dünyeviyeye hasr-ı fikir etse, yüz derece sermayece hayvandan yüksek olduğu hâlde, yüz derece serçe kuşu gibi bir hayvandan aşağı düşer. Başka bir yerde bir temsille bu hakikati beyan etmiştim. Münasebet geldi, yine o temsili tekrar ediyorum. Şöyle ki:

Bir adam, bir hizmetkârına on altın verip: “Mahsus bir kumaştan bir kat elbise yaptır!” emreder. İkincisine bin altın verir. Bir pusula içinde bazı şeyler yazılı, o hizmetkârın cebine koyar, bir pazara gönderir.

Evvelki hizmetkâr on altınla âlâ kumaştan mükemmel bir elbise alır. İkinci hizmetkâr, divanelik edip evvelki hizmetkâra bakıp cebine konulan hesap pusulasını okumayarak, bir dükkâncıya bin altın vererek bir kat elbise istedi. İnsafsız dükkâncı da kumaşın en çürüğünden bir kat elbise verdi. O bedbaht hizmetkâr, seyyidinin huzuruna geldi ve şiddetli bir tedip gördü ve dehşetli bir azap çekti.

İşte, edna bir şuuru olan anlar ki, ikinci hizmetkâra verilen bin altın, bir kat elbise almak için değildir. Belki mühim bir ticaret içindir.

Aynen onun gibi, insandaki cihazat-ı maneviye ve letaif-i insaniye ki, her birisi hayvana nisbeten yüz derece inbisat etmiş. Mesela, güzelliğin bütün meratibini fark eden insan gözü ve taamların bütün çeşit çeşit ezvak-ı mahsusalarını temyiz eden insanın zâika-i lisaniyesi ve hakâikin bütün inceliklerine nüfuz eden insanın aklı ve kemâlâtın bütün envaına müştak insanın kalbi gibi sair cihazları, âletleri nerede… Hayvanın pek basit, yalnız bir iki mertebe inkişaf etmiş âletleri nerede…

İşte, şu derece cihazatça zenginlik ve sermayece kesret, elbette ehemmiyetsiz, muvakkat şu hayat-ı dünyeviyenin tahsili için verilmemiştir. Belki şöyle bir insanın vazife-i asliyesi, nihayetsiz maksadı da müteveccih vezaifini görüp âcz ve fakr ve kusurunu ubudiyet suretinde ilan etmek ve külli nazarıyla mevcudatın tesbihatını müşahede ederek şehadet etmek ve nimetler içinde imdadat-ı Rahmaniyeyi görüp şükretmek ve masnuatta kudret-i Rabbaniyenin mucizatını temaşa ederek nazar-ı ibretle tefekkür etmektir. (23. Söz 2. Mebhas 3. Nükte)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*