Çarşamba , 22 Şubat 2017
En Çok Okunanlar
Anasayfa » Risale-i Nur » Sözler » 5.Söz İzahlar » 3-) Evet, en parlak bir mucize-i sanat-ı Samedaniye ve bir harika-i hikmet-i Rabbaniye olan hayatı kim vermiş; yapmış ise, rızıkla o hayatı besleyen ve idame eden de O’dur.

3-) Evet, en parlak bir mucize-i sanat-ı Samedaniye ve bir harika-i hikmet-i Rabbaniye olan hayatı kim vermiş; yapmış ise, rızıkla o hayatı besleyen ve idame eden de O’dur.

Hayatın en parlak bir mucize-i sanat ve harika-i hikmet olması meselesi üzerinde biraz tefekkür edelim ve “Sûbhanallah “diyelim:

Olması mümkün değildir, ama faraza eğer olsaydı. Bir kimsenin, ölmüş bir kuşu gözümüzün önünde dirilttiğini görseydik, ne kadar şaşırır hatta gözümüzü yalanlardık. Bu olayı da ölünceye kadar asla unutmazdık. Zira hayat verme hakikati, bu kadar etkileyici ve şaşırtıcı bir hakikattir.

Hâlbuki bizi şaşırtan, gözümüzü yalanlamamıza sebep olan ve ölünceye kadar da aklımızdan çıkmayan şey, ölmüş bir kuşun gözümüz önünde diriltilmesinden başka bir şey değildir.

Acaba ölen bir kuşu diriltmek mi daha hayret vericidir? Yoksa ölü yumurtalardan hayat sahibi kuşları çıkartmak mı?

Ya da ölü bir kuşu diriltmek mi daha şaşırtıcıdır? Yoksa nutfe denilen su damlacıklarından hayat sahibi mahlukları yaratmak mı?

Ya da ölü bir kuşu diriltmek mi daha acayiptir? Yoksa çekirdek ve tohumlardan, hayat sahibi olan bitki ve ağaçları yaratmak mı?

Acaba bu şaşkınlığı ve hayreti niçin Allah-u Teâlâ hakkında yapmıyoruz. Hâlbuki Allah-u Teâlâ çok daha hayret verici diriltmeleri her vakit gözümüz önünde yapmaktadır. Şöyle ki:

Gözümüz önünde görüyoruz ki: Hayata son derece muhalif olan maddelerden hayat fışkırmakta ve yeryüzü hayat sahipleriyle dolup taşmaktadır. Hayatı olmayan tohumlardan, çekirdeklerden, yumurtalardan ve nutfe denilen su damlacıklarından yaratılan mahluklar hayat sahibi olmakta ve bir kısmının da ruhu bulunmaktadır. Hayatı olmayan bu maddelerin, kendilerinde olmayan hayatı başkasına vermesi elbette düşünülemez. O hâlde gözümüz önündeki bu hayat, ancak ve ancak Hayy-u Kayyum olan Allah’ın yaratmasıyla olabilir. Demek Allah’ın varlığına en büyük delillerden biri de hayat verme hakikatidir.

Evet, yumurta, çekirdek, tohum ve su damlacıkları gibi en basit maddelerden hayat sahibi varlıkları yaratan ve bu maddelerden hayatı fışkırtan Allah’tan başkası olamaz ve kimse bu hikmetli fiile faillik iddiasında bulunamaz

Acaba her şeyiyle güzel ve sevimli olan bu hayatın devamı için neler gerekli olduğunu hiç düşündük mü? Şüphesiz bunun için binlerce sebebin bir araya gelmesi gerekli. Bunlardan birinin azlığı veya çokluğu hayatı felç edebilir.

Mesela, sıcaklık ve soğukluk dengesindeki ufacık bir aksaklık her şeyi yok edebilir. Isı öyle ayarlanmalıdır ki canlılar hayatlarını devam ettirebilsinler. Sıcaklığın 60 dereceyi geçmesi canlılar için ölüm çanının çalması demektir.

Hayatın başka bir önemli şartı da atmosferin hayata elverişli tarzda hazırlanmasıdır. Gazların bugünkü hâlleriyle bir arada bulunmaları ihtimali, aslından hesap rakamlarına girmeyecek kadar küçüktür. Gazların belirli bir kaçış hızı vardır. Kafesteki kuş misali… Bu hızda azalma veya çoğalma olsa denge bozulur. Fakat onları kaçmaya zorlayan hızla, atmosferde tutan yerçekimi öylesine dengelenmiştir ki kaçıp dağılmaları söz konusu değildir.

Hayat için su da şarttır. Suyun kaynağı ise okyanus ve denizlerdir. Dünyamızda saniyede 16 milyon ton, senede 505 milyon kere milyon ton su buharlaşır ve rüzgârlarla dört bir yere dağılır. İhtiyaç olan bölgelere bırakılır. Sonra tekrar buharlaşıp yeryüzünden gökyüzüne çıkar. Ta ki hayat devam edebilsin. Bunca suyu buharlaştırmak için 300 bin milyar kere milyar kaloriye ihtiyaç vardır. Bunu kömürle karşılamaya kalksak 4.1016 ton kömüre ve Türkiye bütçesinin yüz milyarca misli paraya ihtiyaç vardır.

İşte hayat, böyle parlak bir mucize-i sanat-ı Samedaniye ve bir harika-i hikmet-i Rabbaniyedir. Elbette bu hayatı kim vermiş ve yapmış ise, rızıkla bu hayatı beslemek ve idame etmek vazifesi de O’na aittir.

Üstadımızın ilk önce “Hayatın bir mucize-i sanat ve harika-i hikmet olmasından” bahsetmesi ve daha sonra “Rızıkla hayatı beslemek ve idame etmek” vazifesinin Cenab-ı Hakk’a ait olduğunu beyan etmesi çok manidardır. Üstadımız bu tertip ile herhâlde şu manayı vurgulamak istemiştir:

“Ey insan! Yoksa sen hayatın devamı için sadece rızkın kâfi olduğunu mu zannediyorsun? Hâlbuki hakikat böyle değildir! Hayatın icadı ve devamı için onlarca sebebin bir araya gelmesi şarttır. Bu sebeplerden bir tanesi olmasa hayat söner, devam etmez. Rızık ise bu sebeplerden sadece bir tanesidir. Sen zannediyor musun ki, rızkını tedarik ettiğinde hayatın devam edecek? Hayır, asla öyle değil! Mesela bir an nefes alamasan ölürsün, başına bir taş düşse ölürsün, bulut orduları ile yağmurlar gönderilmezse ölürsün, güneş üstünde lamba gibi doğmazsa ölürsün ve hakeza… O hâlde bırak beyhude bir şekilde hayatın devamı için manasız çabalamayı, çünkü hayatı devam ettirmek ve rızıkla hayatı süslemek vazifesi Allah’a aittir.”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*