Salı , 28 Mart 2017
En Çok Okunanlar
Anasayfa » Risale-i Nur » Sözler » 3.Söz İzahlar » 4-) Evet, tam münevverü-l kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki onu korkutmaz. Belki, harika bir kudret-i Samedâniyeyi lezzetli bir hayretle seyredecek.

4-) Evet, tam münevverü-l kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki onu korkutmaz. Belki, harika bir kudret-i Samedâniyeyi lezzetli bir hayretle seyredecek.

Bu hakikate şu misal dürbünüyle bakabiliriz: Bir otobüste yolculuk yaparken şoförün uyuduğunu fark etseniz, nasıl bir dehşete kapılırdınız düşünün! Bir de bu otobüsün virajlı bir dağ yolunda olduğunu farz edin… Herhâlde dehşetiniz ikiye katlanırdı.

İşte kâfirin nazarında dünya böyle şoförsüz bir otobüstür. Top güllesinden yetmiş defa daha süratli olan yıldızlar feza denizinde sahipsiz geziyorlar. Bir tanesi yolunu şaşırsa başka bir yıldıza çarpacak, bir kıyameti koparacak. Onun nazarında her şey başıboş, sahipsiz ve vazifesizdir. İşte inançsızlığın bir neticesi olan bu korkudan hâsıl olan manevi bir cehennem ateşi, kâfirin kalbini daima yakar.

Mümin ise kâinatı Allah’a teslim eder. Her şeyi kendi Rabbinin bir memuru bilir. Her şeyin dizgini O’nun kudret elindedir. Hiçbir şey O’nun izni ve iradesi olmadan hareket edemez. Tabiri caiz ise, onun itikadınca şu kâinat otobüsünün gayet hâkim ve kerim bir müdebbiri vardır. İşte bu hâlin bir neticesi olarak mümin, dünyada dahi cennet hayatı yaşar. Bedeni zindanda dahi olsa ruhu ve kalbi manevi bir cennettedir.

Bu hakikate şu misal dürbünüyle de bakabiliriz: Bizler timsah, aslan, kaplan gibi yüzlerce vahşi hayvanın bulunduğu bir hayvanat bahçesinde gezerken asla korkmayız. Hatta korkmak bir kenara dursun, gayet neşeli ve hayretli bir gezinti yaparız. Hâlbuki içinde zincirlenmemiş bir köpek olan bahçede gezmeye kalksak korkudan bacaklarımız titrer.

Acaba yüzlerce vahşi hayvandan korkmayan biz, bir köpekten niçin korkuyoruz?

Bu sorunun cevabı şudur: Biz biliyoruz ki, hayvanat bahçesindeki bütün hayvanların zincirleri asla kopması mümkün olmayan demir çubuklara bağlanmış ve birçoğu da kafeslerde hapsedilmiştir. Onlar zincirleri koparıp kafesleri aşarak bize asla saldıramazlar. Bahçedeki köpeğe gelince, onun dizgini serbest bırakılmış. Her vakit bize saldırabilir.

İşte müminin dünyadaki hâli birinci misale benzer. Zira onun nazarında her şeyin dizgini Allah’ın kudret elindedir. O’nun izni ve müsaadesi olmadan hiçbir şey ona saldıramaz. Bütün dünya düşmanı da olsa ona zarar veremez. Bu hâlin bir neticesi olarak hakiki mümin kâinata meydan okuyabilir.

Kâfir ise misaldeki ikinci adama benzer. Allah’ı bilmediğinden her şeyi başıboş zanneder. Bütün kâinatı, kendisine saldıracak bir düşman vaziyetinde görür. Daima titrer. Hem rezil hem de zelil olur.

Bu mesele “Tarihçe-i Hayat” eserinde şu misal ile çok güzel beyan edilmektedir:

…Birden, şimendiferimiz (tren) tünelden çıktı. Biz de başımızı çıkardık, pencereden baktık. Altı yaşına girmemiş bir çocuğu, şimendiferin tam geçeceği yolun yanında durmuş gördük. O iki muallim arkadaşlarıma dedim: İşte bu çocuk, lisan-ı hâliyle sualimize tam cevap veriyor. Benim bedelime o masum çocuk bu seyyar medresemizde üstadımız olsun. İşte lisan-ı hâli bu gelecek hakikati der:

Bakınız, bu dabbetü-l arz, dehşetli hücum ve gürültüsü ve bağırmasıyla ve tünel deliğinden çıkıp hücum ettiği dakikada, geçeceği yola bir metre yakınlıkta o çocuk duruyor. O dabbetü-l arz tehdidiyle ve hücumunun tahakkümüyle bağırarak tehdit ediyor: “Bana rastgelenlerin vay hâline!” dediği hâlde o masum, yolunda duruyor. Mükemmel bir hürriyet ve harika bir cesaret ve kahramanlıkla, beş para onun tehdidine ehemmiyet vermiyor. Bu dabbetü-l arzın hücumunu istihfaf ediyor (küçümsüyor) ve kahramancılığıyla diyor: “Ey şimendifer! Sen gök gürültüsü gibi bağırmanla beni korkutamazsın.” Sebat ve metanetinin lisan-ı hâliyle güya der: “Ey şimendifer, sen bir nizamın esirisin. Senin gemin, dizginin, seni gezdirenin elindedir. Senin bana tecavüz etmen haddin değil. Beni istibdadın altına alamazsın. Hadi yoluna git, kumandanının izniyle yolundan geç.”

İşte ey bu şimendiferdeki arkadaşlarım ve elli sene sonra fenlere çalışan kardeşlerim! Bu masum çocuğun yerinde Rüstem-i İranî veya Herkül-ü Yunanî, o acayip kahramanlıklarıyla beraber, tayy-ı zaman ederek (zamanları geçerek) o çocuğun yerinde bulunduğunu farz ediniz… Onların zamanında şimendifer olmadığı için, elbette şimendiferin bir intizam ile hareket ettiğine bir itikatları olmayacak. Birden bu tünel deliğinden, başında ateş, nefesi gök gürültüsü gibi, gözlerinde elektrik berkleri olduğu hâlde, birden çıkan şimendiferin dehşetli tehdit hücumuyla Rüstem ve Herkül tarafına koşmasına karşı, o iki kahraman ne kadar korkacaklar, ne kadar kaçacaklar! O harika cesaretleriyle bin metreden fazla kaçacaklar. Bakınız, nasıl bu dabbetü-l arzın tehdidine karşı hürriyetleri, cesaretleri mahvolur. Kaçmaktan başka çare bulamıyorlar. Çünkü onlar, onun kumandanına ve intizamına itikad etmedikleri için, muti bir merkep zannetmiyorlar. Belki gayet müthiş, parçalayıcı vagon cesametinde yirmi aslanı arkasına takmış bir nevi aslan tevehhüm ederler.

Ey kardeşlerim ve ey elli sene sonra bu sözleri işiten arkadaşlarım! İşte altı yaşına girmeyen bu çocuğa o iki kahramandan ziyade cesaret ve hürriyet ve çok mertebe onların fevkinde bir emniyet ve korkmamak hâletini veren, o masumun kalbinde hakikatin bir çekirdeği olan şimendiferin intizamına ve dizgini bir kumandanın elinde bulunduğuna ve cereyanı bir intizam altında ve birisi onu kendi hesabıyla gezdirmesine olan itikadı ve itminanı ve imanıdır. Ve o iki kahramanı gayet korkutan ve vicdanlarını vehme esir eden, onların, onun kumandanını bilmemek ve intizamına inanmamak olan cahilâne itikatsızlıklarıdır…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*