Cuma , 23 Haziran 2017
En Çok Okunanlar
Anasayfa » Risale-i Nur » Sözler » 5.Söz İzahlar » 6-) Hem insan ibadet için halk olunduğunu, fıtratı ve cihazat-ı maneviyesi gösteriyor. Zira hayat-ı dünyeviyesine lazım olan amel ve iktidar cihetinde en edna bir serçe kuşuna yetişmez. Fakat hayat-ı maneviye ve uhreviyesine lazım olan ilim ve iftikar ile tazarru ve ibadet cihetinde hayvanatın sultanı ve kumandanı hükmündedir.

6-) Hem insan ibadet için halk olunduğunu, fıtratı ve cihazat-ı maneviyesi gösteriyor. Zira hayat-ı dünyeviyesine lazım olan amel ve iktidar cihetinde en edna bir serçe kuşuna yetişmez. Fakat hayat-ı maneviye ve uhreviyesine lazım olan ilim ve iftikar ile tazarru ve ibadet cihetinde hayvanatın sultanı ve kumandanı hükmündedir.

Bu ifade, insanın ibadet için yaratıldığına bir delildir. Şöyle ki: Mesela bir sinek dünyaya gelir gelmez uçmaya ve vur-kaç tekniğini kullanmaya başlar. Bir balık hemen yüzmeye, bal arısı hemen bal yapmaya ve ipek böceği de hemen ipek dokumaya başlar. Bunlar gibi her bir varlık, bu âleme gelir gelmez hayat şartlarına uyum gösterir ve hayatına lazım olan maddeleri kolayca temin eder. Âdeta her biri başka bir âlemde terbiye edilmiş ve buraya öyle gönderilmiş gibidir.

Hâlbuki insan ancak bir-iki yaşına geldiğinde yürüyebilmekte, yedi-sekiz yaşlarında zararı ve menfaati ayırt edebilmekte ve ölünceye kadar da öğrenmeye muhtaç olmaktadır.

İşte insan, şu dünya hayatına lazım olan maddeleri tahsil etme cihetinde en edna bir serçe kuşuna yetişemez. Ne onun gibi uçabilir, ne onun gibi zahmetsiz rızkını bulabilir ve ne de onun gibi hayatına lazım olan maddeleri kolayca temin edebilir.

Ancak hayat-ı uhreviyenin levazımatı olan ilim, tefekkür, iftikar, dua ve ibadet hususunda insan hayvanatın sultanıdır. Hiç bir mahluk insan gibi ilim tahsil edemez, dua ve ibadet yapamaz, tefekkür edemez ve iftikar dediğimiz fakrını ilan ile Rezzak-ı Kerim’in kapısını çalamaz.

O hâlde insan bu âleme sadece rızkını temin etmesi için gönderilmemiştir. Eğer öyle olsaydı, serçe kuşu gibi hayat şartlarına kolayca uyum gösterir ve hayatına lazım olan maddeleri kolayca temin ederdi. Ama öyle değil!

Demek insanı yaratan zat, ondan hayvan gibi yaşamasını istemiyor. Ondan ilim istiyor, tefekkür istiyor, dua ve ibadet istiyor ve âczini ve fakrını derk ederek kudret-i İlahiyye ve rahmet-i Rabbaniyenin önünde secde etmesini istiyor.

Bu hakikate şu misalle de bakılabilir:

Ferrari marka bir arabayı satın alabilmek için büyük miktarda bir parayı gözden çıkar­manız gerekir.  Bir traktörü ise daha ucuza satın alabilirsiniz. Ferrari arabası, traktörden her cihetle üstün ve daha konforlu olmakla birlikte; eğer ikisi bir dağda veya tarlada yarışsaydı, elbette Ferrari arabası traktöre mağlup olurdu.

Evet, Ferrari traktörden daha mükemmel ve daha hızlıdır. Ama iş tarlada yarışa geldiğinde traktör galip gelir. Bunun sebebi, Ferrari arabasını tasarlayan mü­hendislerin bu arabayı asfalt şartlarına uygun olarak tasarlaması ve tarla şartlarına uygun yapmamasıdır.

Aynen bunu gibi, insan da hayvandan cihazat olarak yüz derece daha üstündür. Sadece insana verilen akıl nimeti terazinin bir kefesine, hayvanı diğer kefesine koysak insan yine galip gelir.

Ancak iş, lezzet dağında ve sefahat tarlasında lezzet alma yarı­şına gelirse, hayvan insanı yüz defa geçer. Çünkü hayvan bu dünyaya gelir gelmez hayatın bütün şartlarını öğrenir ve rızkını hemen tahsile başlar. Aklı olmadığı için de geçmişin hüzünleri ve geleceğin korkuları onun hazır lezzetini bozmaz. Bulunduğu andan tam lezzet alır. Fakat insan, akıl itibariyle geçmiş ve gelecek ile alakadardır. Geçmişte yaşadığı hüzün­ler ve geleceğin korkuları onun hazır lezzetini yok ederler. Hayvan ise kesilmeye giderken bile ölümü düşünmez.

Bu kı­yastan anlaşılır ki, insanı yapan zat onu bu dünyaya lezzet almak için göndermemiştir. Onun vazifesi ibadet ve takvadır.

Ayrıca Üstadımızın Mesnevi-i Nuriye’deki şu izahını mütalaa etmeniz de faydalı olacaktır:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Aslan gibi hayvanların diş ve pençelerine bakılırsa, iftiras ve parçalamak için yaratılmış oldukları anlaşılır. Ve kavunun, mesela, letafetine dikkat edilirse, yemek için yaratılmış olduğu hissedilir. Kezalik, insanın da istidadına bakılırsa, vazife-i fıtriyesinin ubudiyet olduğu anlaşıldığı gibi, ruhani ulviyetine ve ebediyete olan derece-i iştiyakına da dikkat edilirse, en evvel insan bu âlemden daha latif bir âlemde ruhen yaratılmış da teçhizat almak üzere muvakkaten bu âleme gönderilmiş olduğu anlaşılır. (Mesnevi-i Nuriye)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*