Cumartesi , 16 Aralık 2017
En Çok Okunanlar
Anasayfa » Akaid » Kadere İman » İlim maluma tabidir-2

İlim maluma tabidir-2

Misal 6:

Bir kumandan farz ediyoruz. Elindeki kamera ile nöbet tutan askerleri kontrole gidiyor ve iki askerin nöbette uyuduğunu görüyor. Ve onların bu hâllerini kamerasıyla çekiyor. Bu olayda ilim, kameradaki kayıttır ve kumandanın bu iki haylaz askerin hâlini bilmesidir. Malum ise, bu iki askerin uyumasıdır.

Sorumuz yine aynı: “Kumandan kameraya çektiği için mi askerler uyudu, yani malum olan askerlerin uyuması ilmemi bağlı? Yoksa askerler uyuduğu için mi kumandan onları öylece çekti, yani ilim olan kumandanın bilgisi ve kameraya kaydetmesi maluma mı tabi?” Elbette kumandanın bilgisi ve kamera kaydı askerlerin hâline, yani ilim maluma tâbidir. Kumandan bildiği ve onların bu suç hâlini kaydettiği için onlar uyumadı, bilakis onlar nöbette uyudukları için kumandan bildi ve onları öylece kaydetti.

Acaba kumandan ertesi gün nöbette uyuyan o iki askeri yanına çağırarak, bir gün önceki hâllerini onlara seyrettirse. Ve onlara dese ki: “Niçin nöbette uyudunuz, niçin askerlik kanunlarını çiğnediniz? Bu yaptığınız bir suçtur, ceza göreceksiniz.” Acaba bu azarları işiten askerler diyebilirler mi ki: “Kumandanımız, nöbette uyuma suçunu senin yüzünden işledik. Bu suçu bize sen işlettin. Çünkü sen bizi kamerayla çektin. Eğer sen bizi çekmeseydin biz uyumazdık.” Elbette diyemezler. Çünkü kaidemiz şuydu: Kumandanın ilmi, malum olan askerlerin uyumasına tabidir. Bir daha tekrar edersek. Kumandan bildiği için onlar uyumadı, onlar uyuduğu için kumandan onları öyle bildi ve öylece kaydetti. Eğer onlar diğer askerler gibi uyumasaydı, kumandan onları “uyumaz” bilecek ve öylece kaydedecekti.

Şimdi şunu farz edelim ki, bu kumandan aynı zamanda manevi bir kumandan olsun ve zamanda yolculuk yapabilsin. Yarına ve diğer günlere, daha o günler gelmeden geçebilsin ve o günlerde yaşanacak olayları daha yaşanmadan bilsin. İşte bu kumandanın bir ay sonraya yolculuk yaptığını ve yine nöbette uyuyan iki askeri kamera ile kaydettiğini ve tekrar bugüne döndüğünü farz ediyoruz. Ve bir ay sonra tam o kumandanın gördüğü ve kaydettiği gibi o iki asker uyudu. Yani kumandanın olacağını bildiği şey, oldu ve kumandan uyuyan o iki askeri yanına çağırarak bir ay önce yaptığı çekimi onlara seyrettirdi ve onlara dedi ki: “Bakın! Ben sizin nöbette uyuyacağınızı bir ay önceden biliyordum, hatta bu hâlinizi kameramla çekmiştim.” Acaba o askerlerin, kumandana şöyle deme hakları var mıdır: “Kumandanım, o zaman suçlu sensin, niçin bizi ayakta çekmedin ki? Eğer sen bizim uyuyacağımızı bilmeseydin ve uyuduğumuzu kaydetmeseydin, biz uyumazdık, cezamıza razı değiliz.” Elbette diyemezler. Zira kumandanın bilgisi ilimdir ve malum olan askerlerin uykusuna tabidir. Askerler kumandanları bildiği ve kaydettiği için uyumadılar, bilakis zamanlarda gezebilen bu kumandan kendi zamanından bir ay sonraya gitti, onların bu vaziyetlerini gördü ve onları kaydetti. Başka bir ifadeyle onları nöbette uyutan şey kumandanın bilgisi değildir. Tam tersine, kumandanın bilgisi onların uyumayı tercih etmelerine ve uyumalarına tabidir. Eğer onlar uyumayı tercih etmeseydiler kumandan da onları bu şekilde kaydetmeyecekti.

Aynen bu misalde olduğu gibi ezel ve ebedin kumandanı olan Allah da, zaman ve mekândan münezzeh olduğu için bütün zamanlardaki hadiseleri şu onda oluyormuş gibi görmekte ve bilmektedir. Bu hakikati ezeliyet bahsinde işlemiştik.

İşte Allah bizim cüz’i irademizle işleyeceğimiz bütün fiilleri kameraya çekmiş, yani ilmin bir ünvanı olan kader defterlerinde kaydetmiştir. Acaba misalimizdeki, nöbette uyuyan askerlere benzeyen günahkâr birisi: “Allah bildiği için ben günah işliyorum, suç Allah’ın bilmesidir. Eğer bilmeseydi bunları işlemezdim.” dese, misaldeki askerler gibi gülünç bir duruma düşmez mi?

Hem nasıl oluyor da misaldeki kumandanın, askerlerin uyumasında hiçbir müdahalesi ve suçu olmadığını fark edebilen insan, bu misalden hiçbir farkı olmayan, kâinatın kumandanı olan Allah’ın kaydına ve bilgisine kendi suçunu yüklemeye çalışır, buna şaşılır!

Misal 7:

Tren istasyonlarında trenlerin geleceği saatler yazılıdır. İşte bu yazı ilimdir. Malum ise trenin o saatte gelecek olmasıdır.

Sorumuz yine aynı: “Yazılı olduğu için mi tren geliyor, yoksa trenin o saatte geleceği bilindiği için mi yazılmış?”

Kaidemiz neydi? “İlim maluma tabidir.” O hâlde sorumuzun cevabı: Trenin geleceği bilindiği için yazılmış. Eğer tersi olsaydı. Malum ilme tabi olsaydı, yaramaz bir çocuk trenin geliş saatini değiştirdiğinde trenin gelmemesi gerekirdi. Hatta trenlerin geliş-kalkış saatlerini bildiren tablo yanlışlıkla kırıldığında artık hiçbir trenin o istasyona uğramaması gerekirdi. Hâlbuki bunların hiçbiri olmuyor. Çünkü malum asla ilme tabi değildir.

İşte Allah’ın bilgisi ve kader yazısı, istasyondaki, trenin geliş-kalkış saatlerinin yazılı olduğu tabloya benzer ve bu ilimdir. Bizim yapacağımız her şey ise istasyona gelecek olan tren gibidir, malumdur. Misalimizdeki trenin, tablodaki yazıdan dolayı istasyona gelmemesi, bilakis trenin geleceği için böyle bir yazının yazılmış olması gibi; Allah bildiği için de biz yapmamaktayız, biz yapacağımız için Allah öyle bilmektedir.

Misal 8:

Mesleğinde son derece tecrübeli bir hâkim düşünüyoruz. Yılların verdiği tecrübe ile neredeyse kişiyi gözünden tanıyacak bir seviyeye gelmiş olsun. Bu hâkim yolda giderken, görünüş itibariyle son derece kötü bir adamı görür ve yılların verdiği tecrübeyle bu kişinin ileride bir suç işleyeceğini ve mahkemede karşısına suçlu olarak çıkacağını elindeki deftere yazar. Aradan biraz zaman geçince sokakta gördüğü o adam, bir suçtan dolayı hâkimimizin karşısına çıkar. Hâkim, cezasını karara bağladıktan sonra ona der ki: “Bak bu benim defterim! Ben seni daha önce sokakta görmüş, senin suç işleyeceğini tahmin etmiş ve bunu defterime ta o zamanda kaydetmiştim.”

Acaba hâkimin bu sözüne karşılık suçlunun şöyle deme hakkı var mıdır: “Ey hâkim, ben senin bu yazından dolayı suç işledim. Eğer sen bu yazıyı yazmasaydın ben bu suçu işlemezdim.” Elbette diyemez. Çünkü bu kişi, o yazıdan dolayı suç işlemedi ve bu yazı onu suça zorlamadı. Bilakis hâkimin ilmi, malum olan kişiye tabi idi. O suç işleyeceği için tecrübeli hâkimimiz bunu bildi ve defterine kaydetti.

Aynen bunun gibi, bu kâinatın yegâne hâkimi olan Allah da biz kulların neler işleyeceğini ezelî ilmiyle bilmiş ve kader defterlerimize yazmıştır. Bizler Allah yazdı diye yapmamaktayız, bilakis biz yapacağımız için Allah yazmıştır.

Hâl böyle iken misalimizdeki suçlunun hâkime karşı yaptığı savunmayı ve suçunu hâkimin yazısına bağlamasını, bizlerde hâkimlerin hâkimi olan Allah’a karşı yapsak yani günahımızı Allah’ın yazısına bağlayarak; “Allah yazmasaydı biz bu günahı işlemezdik.” gibi batıl sözler söylesek acaba bu, işlediğimiz günahtan daha büyük bir kabahat olmaz mı?

Misal 9:

Yine son derece tecrübeli bir öğretmen düşünüyoruz. Yılların verdiği tecrübeyle, daha sene başında iken hangi öğrencinin sınıfı başarıyla geçeceğini ve hangilerinin sınıfta kalacağını tahmin etsin ve bu tahminini de bir deftere kaydetmiş olsun.

Ve sene sonu geldiğinde öğretmenin, sınıfı geçeceğini tahmin ettiği öğrenciler sınıflarını geçsin ve sınıfta kalacağını tahmin ettiği öğrenciler de sınıflarında kalmış olsun. Öğretmenimiz sınıfta kalan öğrencilere karnelerini verdikten ve bu öğrenciler karnelerindeki zayıf notları gördükten sonra onlara dese ki: “Bakın! Bu benim defterim ki, ben sizin sınıfta kalacağınızı tahmin etmiş ve daha sene başında iken bunu yazmıştım. Ve sizler tam benim tahmin ettiğim gibi sınıfta kaldınız.” Acaba öğretmenlerinin bu sözüne karşılık, bu tembel öğrencilerin şöyle demeye hakları var mıdır:

“Öğretmenim madem siz bu yazıyı daha biz sınıfta kalmadan yazmışsınız, o hâlde sınıfta kalmamızın sebebi sizin bu yazınızdır. Eğer siz bizim hakkımızda ‘Sınıflarını geçecekler.’ diye yazsaydınız, biz sınıfta kalmazdık.” Elbette böyle diyemezler. Çünkü öğretmenin ilmi, malum olan öğrencilerin tembelliğine bağlıdır. Başka bir ifadeyle: Öğretmen böyle yazdığı için onlar sınıfta kalmadı, bilakis onların tembellik edeceğini ve ders çalışmayacaklarını öğretmenleri tecrübesiyle bildi ve böylece defterine kaydetti.

Eğer onlar öğretmenin yazısından dolayı sınıfta kalacak olsalardı, o zaman öğretmen, çalışkan öğrenciler için “Sınıfta kalacaklar.” yazardı ve çalışkan öğrenciler de sınıfta kalırdı. Ama bunların hiçbiri olmuyor, kimse bir yazıdan dolayı sınıfını geçip bir yazıdan dolayı sınıfta kalmıyor. Çünkü ilim, zorlama ve cebir aracı değildir, o sadece bir tespit ve beyandır.

Aynen bu misalde olduğu gibi, gayb âlemlerinin âlimi olan Allah da, hangimizin sınıfta kalacağını yani imtihanı kaybedeceğini, hangimizin sınıfı geçerek cennete gideceğini ezelî ilmi ile bilmiş ve bu bilgiyi, ilmin bir unvanı olan kader defterimizde yazmıştır. Sınıfta kalan öğrencilerin, öğretmenlerini suçlaması ve kabahatlerini öğretmenlerinin yazısına yüklemeye çalışmaları ne kadar asılsız ise günah işleyen bir kişinin de günahını kadere yüklemesi o derece asılsız ve gerçekten uzaktır.

Misal 10:

“İlmin maluma tabi olması” kaidesini anlayabilmek için tam dokuz misal verdik. Çünkü bu kaideyi ve ezeliyet bahsini anlamak, kaderi anlamak demektir. Biz son bir misalle “İlmin maluma tabi olması” kaidesini tamamlayacağız.

Şöyle ki: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ahir zaman fitnelerinden ve kıyametin alametlerinden bahsetmiştir.

Efendimiz’in bu bahsi ilimdir. Malum ise bu hadiselerin kendisidir.

Sorumuz yine aynı: Peygamberimiz (s.a.v.) haber verdi diye mi ahir zaman fitneleri çıkacak? Yoksa ahir zaman fitnelerinin çıkacağı için mi Efendimiz onlardan haber vermiş?

İlim, maluma tabi olduğundan dolayı; ahir zaman fitnelerinin çıkacağı için Efendimiz’in haber verdiği şıkkı doğrudur. Zaten bunun tersi düşünüldüğünde, ahir zaman fitnelerinden Peygamberimiz’i mesul tutmak ve “Eğer haber vermeseydi bunlar olmazdı.” demek lazım gelir ki, bunun ne kadar yanlış olduğunu her akıl sahibi takdir edebilir.

On Misalden Çıkan Netice:

Bu on misalle anladık ki, “İlim, maluma tabidir.” Şimdi bu kaideyi kader hakkında tahlil edelim: Allah’ın bizim ne yapacağımızı bilmesi ve bu bilgiyi kader defterimizde yazması, ilimdir. Bu ilim neye tabidir?

-Elbette malum olan bizim fiillerimize ve yapacaklarımıza tabidir.

-Yani biz yapacağımız için Allah öyle bilmiştir.

-Yoksa Allah öyle bildi diye biz mecburen yapmamaktayız.

O hâlde şöyle diyebiliriz: Suçunu kadere yükleyen insan iki şeyden habersizdir.

1- Allah’ın ezeliyetini ve ezeliyetin ne manaya geldiğini bilmemektedir.

2- “İlmin maluma tabi olması” kaidesinden habersizdir.

Ve bu iki mesele anlaşıldığında kader hakkındaki bütün sorular cevaplarını bulmaktadır.

Bizler eserimizin bu bölümüne kadar; işlediğimiz fiilleri, kader defterinde yazıldığından dolayı cebren ve zorlama ile işlemediğimizi, bilakis biz ne yapacaksak kader defterimize onun yazıldığını anlatmaya çalıştık.

Eserimizin bundan sonraki bölümlerinde ise kader hakkındaki soruları ve bu soruların cevaplarını başlıklar hâlinde inceleyeceğiz.

Bir yorum

  1. Hocam çok güzel açıklamışsınız, Allah razı olsun. Aklıma şimdi hep bu soru geliyor.. ‘ Acaba ben ne yaptım ‘ Cüzi irademle doğruyu mu yoksa yanlışı mı seçtim…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*