Ruhlar Alemi

Ruhun varlığına ait deliller

Allah’ı inkâr etmek sapıklığına düşenler mecburen ruhunda varlığını inkâr ederler. Çünkü ruhun varlığı kabul edilirse onu yaratan Allah'ta kabul edilecektir, öyleyse ruhun varlığının ispatı ile Allah’ın varlığı da ispat edilmiş olur.

Şimdi ruhun varlığına ait bazı delilleri yazalım:

1- Beyin açılarak parmağı oynatmakla görevli sinire tembih yapılsa parmak hareket eder. Fakat asla bir düğmeyi ilikleyemez. Çünkü düğmeyi iliklemek kompleks bir harekettir. Ve hiçbir siniri tahrik etmekle bu fiili gerçekleştiremezsiniz. O halde parmağa düğmeyi iliklendiren beyin değilse nedir? Elbette ruh.

2- Maddenin hareket edebilmesi için ona maddi bir temas gerekir. Hâlbuki televizyon seyreden insan güler, ağlar, korkar, heyecanlanır ve hakeza… Acaba gülen veya ağlayan madde midir? Elbette hayır. Çünkü maddi bir temas gerçekleşmedi. Öyleyse bu fiiller kime aittir? Elbette ruha.

3- Bir insanı ölmeden tarttık 70 kg. öldükten sonra tarttık yine 70 kg. Acaba bu insandan ne çıktı ki güler, koşar, konuşur iken cansız bir hale geldi? Elbette ruh. Çünkü maddi bir kayıp olmadığı tartı işlemi ile anlaşıldı.

4- Herkesin beyni aynı şekilde çalışır. Buna rağmen fikir ayrılıkları vardır. Acaba bu fikir ayrılıklarının sebebi nedir? Elbette farklı ruhlarının bulunmasıdır. Eğer fikir sadece beynin bir fonksiyonu olsaydı herkes aynı düşünürdü. Zira maddenin sıfatları sabittir.

5- Maddi bilimin dahi kabul ettiği telepati, ruhun varlığından başka bir şey ile izah edilemez. Birbirlerinden kilometrelerce uzak olan iki insanın vasıtasız muharebe etmesi madde ile nasıl izah edilebilir?

6- Telekinezi denilen maddeye temas etmeden düşünce ile maddeyi hareket ettirmek ancak ruhun varlığı ile izah edilebilir. Dikkat ve konsantrasyon sonucunda kaşıkları eğenleri, önlerindeki eşyaları harekete geçirenleri gördük veya okuduk. Acaba bu hadiseyi madde ile izah etmek mümkün müdür?

7- Rüyalar da ruhun varlığına delildir. Birçok zaman rüyamızda gördüklerimizin o gün veya daha sonra vukua geldiğini görürüz. Bu ruhun gayb âlemlerine yakınlaşması sonucunda elde ettiği bilgidir. Ruhu inkâr edersek bu hadiseyi ne ile izah edebiliriz?

8- Şimdi hayalinizi kullanarak vücudunuzdaki bütün etleri bir yerde toplayınız. Şimdi de kemikleri ve sırasıyla kıllar, gözleri, tırnakları ve diğer maddi azaları bir yerde toplayınız. Şimdi soruyorum, duygularınız nerede? Şefkat, muhabbet, aşk, hırs, kin gibi yüzlerce duygu nerede? Eğer bunlar maddi bedenin malı olsaydı onları da hayalen bir tarafa ayırmamız ve vücutlarını görmemiz gerekirdi. Demek bu duygular cismin değil, ruhun malıdır.

9- İnsanlarda lütuf, cömertlik, cesaret, ilim gibi sıfatlar farklı farklıdır. Birisinde deniz iken, diğerinde damladır. Eğer bunlar maddenin özellikleri olsaydı bütün insanlarda aynı derecede olması gerekirdi. Çünkü maddenin sıfatları sabittir. Demek bunlar ruhun sıfatlarıdır.

10- Neşe ve elem iki kaynaktan gelir. Birisi cismani elemler ve lezzetlerdir. Diğeri ise ruhani elemler ve lezzetlerdir. Mesela dostuna kavuşan bir kimse lezzet duyar. Bu ruhani bir lezzettir. Yine denilmiştir ki “kılıç yarası iyileşir ama dil yarası iyileşmez.” Acaba dilin yaraladığı ruhtan başka bir şey midir? Ve yine dostunu gördüğünde neşelenen ruh değil midir?

11- Hukuk, kardeşlik, aile gibi kavramlar ancak ruhun varlığını kabulü ile kaimdir. İsterseniz biraz daha açalım; Bilindiği gibi insan 6 ayda bir bedenindeki bütün hücreleri değiştirmekte adeta yeni bir insan olmaktadır. Şimdi bir katilin mahkemede hâkimin karşısına çıktığını düşünelim. Hâkim ona ceza olarak yirmi sene hapis vermiş olsun. Bu katil hâkime dönerek şöyle dese “Siz bana ceza veremezsiniz. Çünkü cinayeti işleyen ben değilim. Hücrelerimin değişmesi ile ben yeni birisi oldum. Şu andaki cismim masumdur.” Bu sözlere karşı hâkim ne diyebilir ki? Hiç bir şey. Çünkü o da eski hâkim değildir. Birde kardeşlik ve aile mefhumunu düşünün. Beni dünyaya getiren annemin defalarca maddi bedeni değişikliğe uğradı. Beni dünyaya getirdiği andaki vücudundan geriye hiç bir şey kalmadı, tamamen değişti. Benim annem başkasıydı. Eğer ruhun varlığı kabul edilmezse bu çıkmazdan nasıl çıkılacak?

12- İnsan bir boşlukta dünyaya gelse, göz, kulak gibi azaları olmasa, uzunluk, yakınlık, büyüklük, küçüklük gibi mefhumları anlayamamakla birlikte kendi varlığından asla şüphe etmez. Zira göz, kulak gibi azalar insanın dış âlemi tanıyabilmesi için gereklidir. İşte böyle bir halde kendini bilen varlık ruhtur.

13- İnsan bir iş yaptığında “ben yaptım” der. Bu sözle fiillerini organlarına irca etmez. Yani “ben yaptım” derken, elim yazdı, ayağım koştu, kulağım işitti gibi manaları kastetmez, insan “ben” demekle nefs-i natıkasını yani ruhunu kasteder. “Benim kalemim” dediğinde o ben ruhtur.

14- Maddenin tabiatında irade yoktur. Hâlbuki insanda nihayetsiz iradi hareketler vardır. Bu iradi hareketlerin sahibi madde olmadığına göre ruhtur.

Ruhlar alemi

Peygamber Efendimize bir müşrik elindeki kemikleri ufalayarak şu soruyu sorar :

Senin Rabbin mi bu kemikleri diriltecek. Kur’an-ı Kerim cevap verir : “ Kendi yaratılışını unuttu da çürüdüğü halde bu kemikleri kim yaratabilir ? diyerek bize misal vermeye kalkıştı. Deki onu ilk yaratıp meydana getiren diriltecektir. O yaratılışın her özelliğini bilendir. (Yasin 78-79)”.

Ölen, çürüyen, toprak olan vücud ahirette, mahşer günü için yeniden nasıl dirilecektir?

İnsan beden ve ruhtan meydana gelir. Yani “İnsan = Beden+Ruh “ tur. Beden, et ve kemikten oluşan ve ölünce toprak olan kompleks bir yapıdır. Ruh ise Allah’tan gelen ilahi bir hediyedir.

Bir tohum düşünelim. Satıldığı poşetinde yüzlerce tohumla beraber cansızdır. Büyümeden çoğalmadan durur. Taki poşetten alınıp toprağa atılana tek. Toprağa düşer düşmez o cansız, ölü olan tohum canlanır. Toprağa kök salar, toprağı yararak yeryüzüne çıkar. Büyür, serpilir, dal-budak salar. Çiçek, yaprak, meyve verir ve kendi gibi yüzlerce tohum salar toprağa... halbuki bu tohum toprağa düşmeden önce ölü idi. Ölüyü, toprak canlandırdı.

Tohum (Cansız) + Toprak =Bitki (Canlı)

Tıpkı onun gibi ölü olan insan cansız iken girdiği o topraktan mahşer günü canlı olarak, insan olarak dirilecektir.

Tohumu toprakta canlandıran su ve madensel proteinlerdir. İnsan için tek soru ölü bedeni bir araya getirip onu tekrar diriltecek, su ve protein görevini görecek olan formülün bilinmemesidir. Ama genel hatlarıyla formül şudur;

Ölü Beden + Toprak = İnsan ( mahşerde )

İnsan nasıl dirilecekten önce insan nasıl yaşar bunu inceleyelim :

Toprakta bol miktarda madensel protein bulunur. Bu proteinler insan vücuduna girince mide içinde çeşitli şekillerde ve oranlarda birleştirilip vücut için gerekli enerji organ doku parçalarını oluşturur. Yani midemiz bir fabrika görevini görür. Elementleri alır, işler, yeni bir formda gerekli yerlere damar yoluyla gönderir. Yani vücudumuzu canlı ve ayakta tutan, var eden proteinler, toprak içinde karışık halde bulunurlar. İnsanlar bunları topraktan seçip, süzüp alamazlar. Allah-ü Teala bu görevi bitkilere vermiştir. Kainatta her madde gibi bitkilerde insanlara hizmet amacıyla yaratılmıştır. Bitkiler kökleriyle toprağın içindeki proteinleri toplar ve yaşamını devam ettirir.

Hayvanlar bitkileri yerler onların içindeki proteinleri vücutlarına depo ederler ve hayatlarına devam ettirirler.

Topraktan toplanan proteinleri kökleriyle alan bitkileri yiyen hayvanlar bu proteinleri vücutlarında depo ederler. Hayvanların et, süt, yumurtalarını yiyen insanlar bu proteinlerden faydalanır ve bu (Toprak Bitki Hayvanlar) dan geçen proteinleri vücudunda toplayıp yaşamlarını böylece devam ettirirler. İnsan ölünce de vücudumuzun topladığımız proteinler toprağa karışır.

Kısaca biz insanlar toprak sayesinde yaşamaktayız. İlk insan Hz. Adem’de topraktan yaratılmıştır. İlk önce toprak (çamur ) idik , insan olduk ‚ Ölünce yine aslımıza dönüp toprak oluyoruz . Nasıl ki buz sudan oluşmuştur; eriyince yine aslına döner su olur. İnsanda eriyince, ölünce çürür ve aslına döner toprak olur. Ahirette işte ilk kez topraktan nasıl insan yaratılmışsa ikinci kez de yine topraktan yaratılacaktır „ . Bedeni canlı iken yaşatan toprak, mahşer günü yine hayat bulup dirileceğimiz kaynak olacaktır.

Tıpkı buz-su buhar gibi. Katı, sıvı, gaz üç ayrı şekil (form) ama üçüde aynı madde.

İnsan toprağın şekil değiştirmiş bir halidir ( suyun buz olması gibi ). Doğal olarak ölünce asıl hammaddesi olan toprağa (buz ise suya ) dönüşür. Yani insan yürüyen, konuşan bir topraktır. Sadece şekil değiştirmiştir.

İnsan yaşarken hayatını devam ettireceği maddeleri bitkiler vasıtasıyla topraktan toplar. Kıyamet günü tüm canlılar gibi bitkilerde ölecektir. İşte insanı canlı iken topraktan bitki vasıtasıyla yaşatan Allah-ü Teala kıyamet günü bitki vasıtasını kullanmadan (çünkü ölüdürler) direk, vasıtasız topraktan insanı diriltecektir. Nasıl ? ilk nasıl diriltmişse yine aynen öyle. O her şeye kadirdir. İnsan (beden), toprakla o kadar iç içedir ki (ondan yaratıldı ondaki proteinlerle yaşar ölünce toprak olup ahirette yeniden topraktan dirilecektir...). Nasıl ki tebeşir kullanıldıkça biter, toz olur, tozlar belli şartlarda birleştirilirse yine bir tebeşir oluyorsa tıpkı bunun gibi insan ölünce kimyasal bir değişime uğrar, toprak olur. Toprak aynı değişimi tersine işletirse bir bedeni meydana getirebilir.

İnsan ölünce toprak olur diyoruz peki ölüm nedir ? ölüm bir son bir toprakta dağılıp, her şeyin bitmesi midir ?

Hayır aslında ölüm diye bir şey asla yoktur. Ruhlar aleminden yola çıkan bir ruh için artık ölüm, bitiş, yok oluş asla yoktur.

Bir insan toplam altı dünyada yaşar. Ruhlar alemi: Allah-ü Teala beden elbisesine sarıp dirilteceği tüm bedenlerin ruhlarını cennet-cehennem, insan yok iken bir mekanda toplanmış ve onlara şu soruyu sormuştur. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim”. Tüm ruhlar, “bilakis sen bizim rabbimizsin “diye cevap vermişlerdir. Anne karnı: Her insan ruhlar aleminden sonra, sırası geldikçe dünyaya gelebilmek için anne karnında belli bir süre (9 ay) civarı yaşar. O mekan, kısa sürede olsa küçük bir dünya demektir o bebek için. Ruhlar aleminde ölüp anne karnında dirildiği gibi doğum esnasında da ölüp (mekan değiştirip) yeni bir dünyaya gözlerini açar bebek. (Önemli nokta şudur : Ruh ölmemekte sadece mekan değiştirmektedir).

Dünya hayatı ve rüyalar alemi: Her ikisi de iki ayrı mekandır, iki ayrı dünyadır. Bu iki alem, dünya bir arada yaşanır. Dünyada insanın belli bir ömrü vardır.

Ölüm dediğimiz olay vuku bulur ve insan (ruhu) kabir alemindeki mekanında dirilir. Burası ameline göre cennet bahçesi veya cehennem çukuru olur. Kabir cehennem çukuru nasıl olur, kabir ateş ile mi dolar ? Hayır. İnsan rüyasında nasıl kabus görürken bağırır, ölür, yaralanır, korkar... fakat dışarıdan bakılınca mışıl mışıl uyuyormuş gibi gözükürse, kabirde de ölü için aynı kabus gibi olacaktır. Dışarıdan gülümser uyur gibi yatacaktır insan ama içinde, ruhunda bağırışlar, korku, pişmanlık ... hakim olacaktır.

Sonra kıyamet kopar İsrafil (A.S) sur’a üfürür ve her şey biter, son bulur. Tam bir sessizlik... kainatın yaratılmadan önce ki hali gibi. Sonra ikinci kez sur’a üflenir. Beden topraktan dirilir, ruh bedene girer (Ruh+Beden). İnsan dirilir. Mahşer yerinde insanlar toplanır. Ahirette insanlar amellerine göre Mizanda tartılır. İyiliği çok gelen Allah’ın lut-fu, rahmeti ile cennete, kötülüğü çok olan kendi yaptığı kötü, zararlı, pis işlerin sonucu olarak cehenneme girer.

Özetle ruh ölümsüzdür. Ruhlar aleminden yola çıkan ruh, son durak olan cennet-cehenneme kadar mekan değiştirir, durur. Bizler her mekan değişimine ölüm diyoruz, ama asıl itibariyle bu ölümler yeni mekana bir doğumdur aslında.yani "ölüm =mekan değiştirmektir , yok olmak demek değil !"

Geçmiş =Ruhlar Alemi

=Anne Karnı

Şu an =Dünya Hayatı

=Rüyalar Alemi

Gelecek =Kabir Alemi(mezar)

= Ahiret (cennet-cehennem)

Not: Ahiret inancı insanda sorumluluk hissi uyandırır. Yapılan iş amellerin bir gün hesabının verileceğinin inancı, insanları kötü fiillerden uzaklaştırır, iyi fiillere yöneltir. Hesap günü bilinci, insanı insan haklarına saygıya götürür, zararlı davranışlardan uzak, yararlı ve faydalı, iyi ve huzurlu kılar. Aile ve akrabaların çürümeyip, sonlu-toprak olmak yerine; sonsuz, cennette yeşillikler içinde yaşadığını, insanlara iyiliğin yarın (ahirette) karşılıksız kalmayıp cennet ile mükâfatlandırılacağını, kötülük yapanların ise cezalandırılacağını bilmek, yaşlı hasta, mahkûm, idamlık, mazlum, fakirlere... ümit; zîna, rüşvet, cinayet, gösterişe.... engel, sevgi, şefkat, sadakat, affetme, fedâkârlık, ihlâs, şükür, kanaatın.... hakim olduğu bir dünya kurar.

MÜSLÜMAN ASLA "EGOİST,İKİ YÜZLÜ,PRAGMATİST,MENFAATPEREST,YALANCI, AHLAKSIZ",...OLAMAZ ÇÜNKÜ "HAYATI " SADECE DÜNYA İLE SINIRLI KABUL ETMEDİĞİ İÇİN , " DÜNYAYA Bİ DAHA MI GELECEĞİM!" MANTALİTESİNDEN UZAK OLDUĞU İÇİN KÖTÜLÜĞE İMKÂNI VARKEN BİLE YAKLAŞMAZ,UZAK DURUR,KÖTÜLÜK YAPMAZ ,DAİMA İYİLİĞE KENETLENİR, !

NOT 1- Reenkarnasyon, tenasüh, ruh gücü diye bir şey asla yoktur. Dünya ve rüyalar aleminden göçen kişiler kabirde dirilirler. Asla dünyaya geri dönüp yeniden dünyada hayat bulamazlar. Reenkarnasyon cinlerle alakalı bir aldatmaca, kandırmacadır.

NOT 2- Bazı insanların aklına şu sorular takılabilir. MÖ ölen bir insanda cehennemlikse kabir azabı görüyor. Kıyamete yakın bir cehennemlikte kabir azabı görüyor. MÖ ölen daha fazla azap çekmiş olmuyor mu ?

Buna şu şekilde cevap verebiliriz : Azapların derecesi farklı olabilir. Dişi sızla-yan biri ile dişi aşırı derece ağrıyan iki kişiyi düşünelim. Yıllarca dişi sızlayan bir adam dişçiye gitmeyebilir. Ama dişi çürümüş, ağrıyan insan sabah erkenden dişçinin kapısına dayanır. Azabı az az sürekli veya azabı ani, yoğun fakat kısa süreli olabilir kötü insanların .

Ayrıca zaman izafi, göreceli (şartlara göre değişken) bir kavramdır. Allah-u Teala zaman içinde zaman yaratıp kıyamete yakın öleni daha uzun süreli azaba uğratabilir.

Allah-u Teala rahmetinde çok geniş,azabında ise çetindir.Bize düşen "iyi kullarından" olabilmektir.

Ruhlar alemi ;

20) RUH başka, CAN başkadır, RUH nedir? Bilmek istermisiniz?
*RUH, kısaca HEPİMİZİ ve HER ŞEYİ yaşatan bir ENERJİ' dir. Ancak konuşmalarda kullandığımız gibi, Benim Ruhum böyledir, Senin Ruhun şöyledir. Şeklinde parçalanmış ve şahsiyetlere ayrılmış bir Enerji değildir.
" Ruh bir Küldür, Bölünmez. ..... Ruhunuz Kül Enerjinin içinde olduğu için, hiçbir zaman Bölünmez." ( Bilgi kitabı Fas.11-Sh.131 için tıklayınız.)

" Ruh Sizi yaşatan bir Enerjidir. O aslında bölünmez bir Bütündür. Tekâmüle ihtiyacı yoktur." ( Bilgi kitabı Fas.26-Sh.337 için tıklayınız.)

RUH BİR BÜTÜNDÜR. BÖLÜNMEZ VE SONSUZ BİR ENERJİDİR.

Ruhsal Enerji, NÖTR BİR POTANSİYELDİR. Hiçbir AYIRIM yapmadan, faydalı-faydasız, doğru-yanlış demeden, Madde' den Mevcudat' a uzanan yolda HER ŞEYİ canlandıran, yaşatan, bilinçlendiren BÜTÜNDE tutan Potansiyeldir. Ruhsal Enerjinin TEKAMÜLE-EVRİME İHTİYACI YOKTUR-MÜKEMMELDİR.

Tekamül ve Evrim, Madde içindir. Yani Tekamül ; Ruhsal Enerjiyle canlanan, titreyen, yaşayan, gelişen ve gittikçe bilinçlenen Kaba Madde, Hücre ve hücrelerden meydana gelen Beden için geçerlidir.

*Aslında RUHSAL ENERJİ Bilinmeyen, Zamansız Boyutlarda DOĞAL SİRKÜLE ortamında mevcut olan DOĞAL bir VİBRASYON GÜCÜ' dür. Onun için RUHSAL ENERJİYE ; İLAHİ VİBRASYONLAR da denmektedir.
Bu Sonsuz Titreşim Kaynağının, Doğal Sirküle ortamında kıpırdanmasından-dalgalanmasından meydana gelen ilk Varlıklar, Evrimleri Sonucu ulaştıkları Bilgi ve Teknolojileriyle, Bu Sonsuz Kaynaktan intişar eden VİBRASYONLARI denetim altına almışlar ve Odaklamışlardır.

Koydukları EVRENSEL YASALAR ve kurdukları EVRENSEL SİSTEMLER çerçevesinde, Mezkur Doğal Vibrasyon Gücünü, Doze ederek (Enerjilerini ayarlayarak) kademe kademe diğer boyutlara yansıtmışlar, Çeşitli değişim ve gelişimlerden sonra içinde bulunduğumuz Varoluşları ve Yaşamları yaratmışlardır.

*Bu Doğal Vibrasyon Kaynağı ; Sonsuz Gücünü, Sonsuz Titreşimini FOTON' larla yani IŞIK ile (IŞIK' ın, tüm elektro manyetik tayfı ile) Ezelden-Ebede yaymaktadır. Yani RUHSAL ENERJİ ; Aslında Evrensel Boyutların çok ötelerinden gelen SONSUZ GÜÇ FOTONLARI' dır.

Bu nedenle Bilgi Kitabı, Ruhsal Enerjiye, IŞIK FOTON SİKLON GÜCÜ de demektedir. Yani Ruhsal Enerji ; FOTON Kaynaklı Enerjilerin Bütünüdür.

Bu nedenle Ruhsal Enerji'ye, KOZMİK ENERJİ de denmektedir. Zira Kozmik Enerji ; Tüm IŞIK Kaynaklı Enerjileri bünyesinde toplayan Enerji Bütünü'dür.

Dünya kavramıyla basit olarak Ruh, Elektro Manyetik bir Enerjidir. Her bir Galaksinin, Her bir Güneş Sisteminin, Elektro Manyetik Gücü, yani Ruhsal Enerjisi (Güç ve frekans olarak) değişiktir. Ruhsal Enerjiyi esas olarak, Galaksilerin-Güneş Sistemlerinin içindeki Güneş'ler temin etmektedir.

Ayrıca Tüm Güneşler, mevcut güç ve frekanslarına göre Evrendeki diğer Güneşler tarafından Enerji olarak, Birleşik Kap nizamına uygun desteklenmektedir.

Bilgi Kitabı Fas.11-Sh.132 de " Ruh Enerjisi, bulunduğu Varoluş Ortamından milyarlarca yıl Neşriyat yapmaktadır. O vardır, Ölümsüzdür. Ne azalır, ne kaybolur. O bir Kadir Enerjidir." denmektedir. ( Bilgi kitabı Fas.11-Sh.132 için tıklayınız.)

Bilgi Kitabı Varoluş Ortamı tabirini sadece Heplik Boyutu için kullanmaktadır. Yani Ruhsal Enerji, sadece Heplik Boyutundaki varlıklar için vardır ve Ruhsal Enerji, Heplik boyutundaki Güneşler tarafından üretilmektedir.

DKB tarafından yayınlanan IŞIK adlı kitabın 22.ci sahifesinde SİSTEM' den alınan bir mesajda şöyle denmektedir.

"Sizin Güneş Sisteminizin çıkış kapısı SATÜRN' dür, burası 7. Boyuttur ve buraya kadar Evrimleşerek Gelebilmeyi Başaran herkesin burada ALFA Enerji Hattı kesilir ve Varlık Ruhsal Gücüne Sahip çıkar.

Bundan sonra onun Işık Bedenine yani Özüne BETA Enerji Hattı Bağlanır. Bu Hat da Sizi BETA NOVA Enerjisine bağlar." ( IŞIK Sh.22 için tıklayınız. )

Bu ifade, Güneş Sistemlerinin içindeki Güneşlerden yayılan Ruhsal Enerjilerin güç ve frekansları değişik olduğunu teyit etmektedir.

Nitekim, yukarıdaki ifade de, içinde bulunduğumuz Güneş Sistemindeki Ruhsal Enerjiyle (Alfa Enerjisiyle) yaşayarak Evrimini bitiren ve Beta Novada yaşamaya hak kazanan varlığa, Beta Novada yaşayabilmesi için Beta Nova Ruhsal enerjisi bağlanması gerektiği açıklanmaktadır.

*Bilgi Kitabı (Fas.5-Sh.56) da " Ruh, bir Evren Işığı, bir Evren Enerjisidir. Kendine göre yoğunluğu vardır. Ama bu yoğunluk Birim ölçülerine göre ölçülemez. Takribi 15 miligramdır. Nüvesi plazmadır.” denmektedir. ( Bilgi kitabı Fas.5-Sh.56 için tıklayınız.)

Yani Ruh'un, Işık Enerjisi, Elektro Manyetik tayf' da yer alan bir Enerji olduğu açıklanmakta ve Ruh'un nüvesi'nin (Ruh'un Özü'nün-Çekirdeğinin) Plazma olduğu bildirilmektedir.

Buradaki Plazma tabiri, Kanımızda bulunan ve içinde akyuvar ile alyuvar' ların yer aldığı sıvı değildir. Maddenin Katı, Sıvı, Gaz halinden başka çok yüksek sıcaklıklarda ortaya çıkan 4.cü hali daha vardır. Maddenin çok yüksek sıcaklıklarda ortaya çıkan, Dinamik akışkan haline Plazma veya Maddenin 4.cü hali denmektedir. Plazma, Elektrik yükü nötr olan gaz moleküllerinden, pozitif iyonlardan ve negatif elektronlardan oluşan akışkandır.

*Üstat Ergun Arıkdal kanalıyla alınan, ancak yayınlanmamış olan SİRUS MİSYONU celselerinde, Sirius orijinli yüksek varlıklar tarafından [ Ruh'un ELEKTRON akışı ] olduğu net olarak olarak açıklanmıştır. ( Sirius Misyonu Celse-3 için tıklayınız.)

Yani Ruh'un nüvesi, özü olan Plazma, elektronlardan, atom ve atom altı parçacıklardan oluşan dinamik, yoğun ve akıcı bir enerjidir. Bilgi Kitabı, bu enerjiyi Bizlerin algılayabilmesi için, Maddenin 4.cü hali olan Plazma olarak tarif etmektedir. Düşen Yıldırım, Fırtınalı havalarda çakan şimşek, ve elektrik kaynağının ucundaki (bakılamayacak kadar) parlak akıcı yoğun ışık, maddenin Plazma halinin Dünya örnekleridir.

*Not. Güneşimiz Nükleer tepkimeyle Işık ve Enerji üretmektedir. Güneşin içi 15 milyon, dışı 5 bin derece civarında sıcaktır. Güneş kütlesinin tamamı Plazma halindedir. Güneşteki patlamalarla, Güneşten Işık' la beraber Plazma Kümeleri de fışkırmaktadır.
Bu Plazma, Milyon derecede sıcak Atom ve Atom altı parçacıklardan meydana gelen İyonize Gaz Bulutlarıdır. Bilinen Tüm Kozmos'un % 99 unun Plazma halinde olduğu tespit edilmiştir. Bu kızgın ve yüksek enerji taşıyan Partiküller, saniyede 400 km. süratle Güneş Rüzgarları olarak Dünyamıza ulaşırlar.

*HEPLİK BOYUTU içersindeki hiç bir Varlık, Kendi yaşamını sağlayacak olan Ruhsal Enerjiyi kendi gücüyle çekemez. Heplik Boyutu içersindeki Bütün Varlıklar kendilerine gerekli olan Ruhsal Enerjiyi, Ruhsal Enerjiye hakim olarak, Sonsuz Yaşama sahip olan Yüksek Benlikleri kanalıyla sağlarlar.
İnsan, Kendi Yüksek Benliğinden çekilen bir Ruh İpliğiyle, kendine gerekli olan Ruhsal Enerjiyi çekerek yaşamını devam ettirir. Bu iplik (veya enerji kanalı) aynı zamanda, Yüksek Benliğimizin dürtülerini, görüşlerini, isteklerini bize ulaştırır. (Tanrı Size Şah damarınızdan daha yakındır.)

Bu Ruhsal Enerji ipliğine GÜMÜŞ KORDON da tabir edilir. Bu Ruhsal Enerji ipliği sadece O şahsa aittir. İnsan her Beden kazandığında, aynı Ruhsal Enerji ipliği (aynı kod-aynı numara) kendisine bağlanır. Yani her Kaba maddenin RUHSAL ENERJİYE bağlı bir Enerji kanalı vardır. Bu değişmez bir kanaldır. Herkesin Ruhsal Enerjisi, Kendinin Bilinç Enerjisine bağlı olarak sadece kendine aittir.

İnsan, Bütün yaşamlarında elde ettiği Bilgileri-Tecrübeleri-Duyguları, hem Hücresel olarak Hücre özüne kaydetmekte, hem de Ruhsal ipliği kanalıyla , Yüksek Benliğine iletmektedir. Her İnsanın tüm yaptıkları, düşündükleri, duyguları, arzuları anında, ruhsal enerji bağı üzerinden kendi Yüksek Benliğine karşılıklı olarak aktarılmaktadır. Tanrı Size Şah damarınızdan daha yakındır cümlesi bu bağlantıyı ifade etmektedir.

Ve yaşam kayıtları aynı zamanda kendi Ruhsal Sandığımıza ( Spadyum' daki Bilgisayar kayıtlarına ) aktarılmaktadır. O Sandık,O kişinin Çeyiz Sandığı olmaktadır. Buna AKAŞİK KAYITLAR da denmektedir.

Yani Yaşam Kayıtları, Hücre özüne, Yüksek Benliğe ve çeyiz Sandığına olmak üzere anında 3 yere manyetik izler olarak kayıt edilmektedir.

*Ruhsal Enerji, İnsan Bedeninin içinde değildir. İnsan Bedeninde (Yaşamı Boyunca) Ruhsal Enerji' yi alan-çeken bir Merkez vardır. Bu Enerji Merkezi, İnsan Beyninin Odak noktasındadır.
Yani Ruhsal Enerji, İnsan Beyninin Odak noktasına bağlı olan görünmez bir Kanaldan-görünmez bir Enerji Telinden akar. ( Cep telefonları ile Ana Santral arasındaki görünmez elektro manyetik bağlantı gibi düşünün. Nasıl Herkesin cep telefonunun ayrı bir numarası, ayrı bir frekansı-titreşimi varsa, her İnsanın Ruhsal Enerjisinin de, kendine özel değişmez kodu ve frekansı vardır. ) Bu Enerji telinden akan enerjinin kesilmesi ise ÖLÜM' dür.

Ruh Bedende olmadığı için Ölüm anında, Bedeni terk eden Ruhsal Enerji değildir. Ölüm anında Bedeni terk eden ÖZ' dür. ÖZ Potansiyeldir. ÖZ' de Yüksek Benliğimizden ayrılan, Enerjisini indirgeyerek İnsan Bedeni içersine giren, Ancak bulunduğu yüksek enerji ortamından uzaklaşarak Kaba Madde ortamına girdiği için geldiği kaynağı-çıktığı ortamı unutan ve bu nedenle ayrı bir Şahsiyete bürünerek, Arayışa geçen Yüksek Benliğin Kendi ÖZ Parçasıdır.

Ölümle geride kalan Beden ise Kemikten, Etten yapılmış bir Vasıtadır. Enerjisi kesilmiş bir Robottur. Ruhsal Enerji kesilince, ÖZ de tüm Bilinç ve Potansiyeliyle Bedeni terk edince, Hücreler yavaş yavaş dağılmakta, Beden yaratıldığı maddelerin moleküllerine, atomlarına ayrılmakta, yeni maddeler ve mevcudatlar oluşturmak üzere Doğaya dönmektedir.

*Bilgi Kitabı'nın 110.cu sayfasında " Her bir Faset Dünya hayatında ana rahmindeki Cenini tasarrufuna alır. Artık o, Tesirler Mekanizmasının Emri altındadır. Kaderi bu yoldan çizilecektir." denmektedir. ( Bilgi kitabı Fas.9-Sh.110 için tıklayınız.)

Yine Bilgi Kitabı'nın 135.ci sahifesinde " Düşünce Kanalı ile Tesirler Ortamından aldığınız Enerjiler, Sizin Hücresel Potansiyelinizi temin etmektedir. Beynin Fonksiyonu durdu mu, tüm Hücresel Faaliyetleriniz de durur. Bu Size Atomik Yapınızın muayyen bir Tesir Ortamından çalıştırıldığını ortaya koymaktadır." denilmektedir. ( Bilgi kitabı Fas.11-Sh.135 için tıklayınız.)

Burada açıklanan husus şudur. Bilgi Kitabı, Dünyasal Bedenimizi çalıştıran ve Beynin Odak noktası tarafından çekilen Ruhsal Enerjinin gönderildiği kaynak ve yönetimin Güneşimizin sol boyutunda bulunan Tesirler Mekanizması olduğu açıklanmaktadır. Yani Dünyada yaşayan Canlılar için gerekli olan Ruhsal Enerjinin kaynağı ve yönetimi Güneşimizdir.
Ruhsal Enerjinin yansıtılması, dağıtımı, idaresi, takibi ise, Güneşimizin sol boyutunda faaliyet gösterdiği açıklanan Tesirler Mekanizması na aittir. ( Ruhsal Enerji bağını, Cep telefonları ile Ana Santral arasındaki görünmez elektro manyetik bağlantı gibi düşündüğümüzde, Güneşimizdeki "Tesirler Mekanizması" Ana Santral, Beynimiz ve Beynimize bağlı olarak çalışan Bedenimiz de Cep Telefonu olmaktadır.)

*Ruhsal Enerji aslında Güneşimizden gelen Elektro Manyetik bir enerjidir. Güneşimiz var olduğu sürece Ruhsal Enerji hiçbir şekilde kesilmez. Ruh madde de, Madde Ruh' tadır. Ruhsal Enerjinin kesilmesi Tüm Güneş Sisteminin, Maddenin ve Mevcudatın dağılması demektir.
İnsan Bedeninin çektiği Ruhsal Enerjiyi kesen, Beynimizin odak noktasındaki Ruhsal Enerjiyi alan merkezdir. Ruhsal Enerjiyi çeken bu odak noktası Hücresel programı gereği, planlanan zaman geldiğinde veya öngörülen şartlar yerine geldiğinde kendini otomatik olarak kapatmaktadır. Yani Ruhsal Enerji gelmesine rağmen, Beynimiz Ruhsal Enerji çekimini durdurmaktadır. Bu Ana Rahmine ışınlanmadan önce, Genlere aktarılan Hücresel bir programdır. Bu Hücresel Programa CAN TOHUMU denmektedir. ( CAN konusunu okuyunuz.) Gerekli hallerde de hücresel programımızı değiştiren, ölüm zamanını ileri ve geri alabilen yönetim, Tesirler Mekanizması ve Yüksek Benliğimizdir.

Ruhsal Enerjiyi alamayan Beyin fonksiyonlarının durmasıyla, tüm hücresel faaliyetlerde durmaktadır. Ruhsal Bilgilerin, "Sizin beden hücreleriniz ölüme programlanmıştır. İsterseniz ve Hücrelerinize gerekli talimatı verebilirseniz. Yani Hücrelerinizin Kompitur programını değiştirebilirseniz. Ölümü bile yenebilirsiniz." demesinin nedeni budur.

*EVRENSEL BÜTÜNLÜK tarafından GÜRZ' ün içersindeki Alemlere, Evrenlere, Galaksilere, Ruhsal Enerji Doze edilerek yani Enerjisi indirgenerek 7 katman halinde, ihtiyaçlarına göre yansıtılmaktadır. Zira Bütün Sistemler bulundukları Enerjik noktaların gücüne göre Ruhsal Enerjiyi alabilme yeteneğindedir.

Yani 3.cü Boyut Evriminin yaşandığı bir Gezegene, 3.cü Boyut Evrimi için gerekli olan Ruhsal Enerji yansıtılmaktadır. Kadir Enerji Odağından çeşitli Sistemlere yansıtılarak Güneşimize ulaştırılan Ruhsal Enerji, Dünyamızın ihtiyacına göre doze edilerek Güneşimizin kendi kaynağı ile birlikte Tesirler Mekanizması tarafından tüm Mevcudata aktarılmaktadır.

Ruhsal Enerji daha güçlü olarak yansıtılırsa Gezegen üzerindeki İnsanlar, Bilinçsizlikleri nispetinde daha azgın, daha saldırgan olmakta, Hayvanlar-Bitkiler ise daha büyümekte, vahşileşmekte ve İnsanların Evrimine engel teşkil etmektedir. Gezegen ise fazla Enerji aldığı takdirde Tabiat olayları şiddetlenmekte, Dünya, yangınlarla, fırtınalarla, sel baskınlarıyla ve magma hareketleriyle çalkalanmakta,

bu felaketlerde ; Varlıkların Evrimine mani olmaktadır.

Dolayısıyla her Gezegene içinde bulunduğu, Evrim ve Bilinç Düzeyine göre Ruhsal Enerji yansıtılmaktadır. Evrimini bitirmiş bir Varlık dahi 3.cü Evrim Boyutunda (Mesela Dünya'mızda Öğretici olarak) Beden kazansa bile, Ruhsal Enerjisinden, yansıtılan kadarını çekebilmektedir. Düşünce olarak Bütün Boyutlara ulaşabildiği halde, Ruhsal Enerjisini tam olarak çekemediği için ; Bütün 3.cü Boyut varlıkları gibi sonunda Bedensel olarak Ölmekte, Üst Boyutlarda rahatça yaptığı işleri, mesela Bedensel Işınlanmayı, Düşünceyle maddeye şekil vermeyi yapamamakta ve Dünyada bulunduğu sürece (Bilinç olarak çok yüksek olduğu halde) diğer İnsanlar gibi yaşamaktadır.

Bu nedenle, Bilgi Kitabı Sh.316 da, Evrensel Bilgileri kendi Öz Bilgisi olarak hissedenlere " Şu an Ruhsal Enerjinizin ancak %20 sini kullanıyorsunuz. Ana Varoluş Boyutuna geçince % 80 ni de alacaksınız." denmektedir. ( Bilgi kitabı Fas.34-Sh.450 için tıklayınız.)

*HEPLİK BOYUTU (Evrim Boyutu) içinde bulunan İnsan Bilinçlendiği oranda, Ruhsal Enerji çekmektedir. Çekilen Ruhsal Enerji arttıkça, O kişinin Hücresel-Bedensel-Zihinsel frekansı yani Bedensel Vibrasyonu yükselmektedir.

Bedensel titreşim yükselince İnsan, Tesirler Mekanizmasından yansıtılan daha yüksek frekanslı tesirleri algılayabilmekte, Olaylara-Problemlere daha değişik açılardan-daha üstten bakabilmekte, İdrak kabiliyeti artmakta, Çözümlere daha kolay ulaşmakta, Hoşgörüsü ve Sevgisi yükselmektedir. Dolayısıyla çekilen Ruhsal Enerji'nin artması, Bedensel Frekans yükselmesini, Bedensel Frekansın artması, Bilinç yükselmesini, Bilinç yükselmesi de tekrar daha fazla Ruhsal Enerji çekimini sağlamaktadır.

İnsan, Bu döngünün, Bu dairenin devamlı tekrarlanması sonucunda ; Ruhsal Enerjisi ile Bedensel Enerjisini eşitleyerek EVRİM' ini bitirmektedir.

*Yukarıdaki paragrafta anlatılan Döngü-Daire şöyle çalışmaktadır. Tesirler Mekanizmasından gelen Tesirlerle, İnsan Beyni Düşünce üretmektedir. İnsan Beyni Düşünce ürettiğinde, Düşüncesinin Yoğunluğuna ve Frekansına göre RUHSAL ENERJİ, Gümüş Kordondan İnsan Beynine akmaktadır.

Zira düşünce ANTİ MADDE 'dir. ( Bilgi kitabı Fas.29-Sh.372 için tıklayınız.)

ANTİ MADDE de, Ruhsal Enerji' nin ZIT GÜCÜ 'dür. ( Bilgi kitabı Fas.39-Sh.533 için tıklayınız.)

ZIT GÜÇ' ler birbirini çekmekte-birbirine akmaktadır. Birleşen 2 ZIT GÜÇ birleşerek-çarpışarak BEDENSEL yaşam Enerjisi yaratmaktadır. Yaşam Enerjisinin görüntüsü AURA' dır. Yani DÜŞÜNCE ile RUHSAL ENERJİ birleşince, (Yaratılan Düşüncenin ve Akan Ruhsal Enerji'nin ; Frekansına, Yoğunluğuna, Gücüne, Devamlılığına bağlı olarak) Beyin' de, Beden' de ve Bedenin etrafında, Elektro Manyetik bir Enerji Alanı yaratmaktadır.

AURA da denen bu Enerjik Alan, İnsanın Bedensel ve Ruhsal Potansiyelinin Göstergesi olmaktadır. Yani AURA' nın Gücü, Hücresel ve Zihinsel kapasiteyi göstermektedir. AURA' mız ne kadar kuvvetli olursa Güneş' ten gelen Kozmik enerjileri-Kozmik partikülleri de o kadar çok çekmekteyiz. Kozmik partiküller Bedenimizin, Enerjisini- Vibrasyonunu-Frekansını arttırmakta, Şuur ve İdrakimizi açmaktadır.


*AURA Alanının titreşimine uygun çeşitli Pozitif ve Negatif tesirler, Tesirler Mekanizmasından ve Çevreden akarak, Bu Enerjik Alanın içine dolmaktadır. AKIL (İnsanın karar verme mekanizması) burada devreye girerek, AURA Alanına dolan çeşitli Pozitif ve Negatif Tesirlerden (Düşüncelerden) hangisini, ne zaman, ne şekilde tatbikata alacağına karar verir.
AKIL karar verdikçe, Kararlar maddeyle tezahür ettirildikçe, Elde edilen sonuçlara göre İnsan Zihninde, Doğru-Yanlış, Faydalı-Faydasız, Güzel-Çirkin vs. şeklinde Kavramlar ve Bilgi Birikimi meydana gelir.

Bu Kavramların ve Bilgi Birikiminin Azlığı-Çokluğu-Yoğunluğu-Detayı da, O kişinin BİLGİ ve BİLİNÇ birikiminin Seviyesini teşkil eder. Bilgi ve Bilincimiz arttıkça, İdrak arttıkça, hücresel titreşimimiz de artar. Daha çok düşünce üretir, daha çok Ruhsal Enerji çekeriz.

Çünkü hücresel vibrasyon, Bilgi, Bilinç ve İdrak arttıkça daha çok-daha detaylı DÜŞÜNEBİLİRİZ dolayısıyla daha çok Ruhsal Enerji çekeriz. Nitekim Bilgi Kitabı Sh.726 da " İnsanlık Ruhsal Yansımalara Düşünce ile ulaşır." denmektedir.

( Bilgi kitabı Fas.51-Sh.726 için tıklayınız.)

Muhtelif Reenkarnasyonlar sırasında devam ettirilen bu Mekanizma sonucunda, İnsan Bedensel Potansiyelini-Bedensel Vibrasyonunu, kendisine 7 Boyutta 7 katman halinde yansıtılan RUHSAL ENERJİSİYLE eşitlediğinde, Heplik Boyutundaki

EVRİM' ini bitirmektedir.

*SONUÇ : Ruhsal Enerji, Tüm Maddeyi ve Fizik Bedenlerimizi yaşatan, çalıştıran, Elektro manyetik Bütün-Genel bir Enerjidir. Diğer bir anlatımla Ruhsal Enerji, Atomu ve Atomlardan meydan gelen her şeyi yaşatan, çalıştıran, bir arada tutan ve geliştiren yoğun, dinamik bir Elektron akışından meydana gelen elektro manyetik Vibrasyonel bir güçtür.
Ruhsal Enerjiyi esas olarak, Galaksilerin-Güneş Sistemlerinin içindeki Güneş'ler temin etmektedir. Tüm güneş sistemleri de birbirlerini birleşik kaplar nizamına göre enerji olarak desteklemektedir. Bizim Güneş Sistemimizin Ruhsal Enerjisi de, Güneşimiz tarafından verilmektedir. Güneşimizden yayılan Ruhsal Enerji Tüm canlılara ve maddeye hayat vermekte, maddeyi Bütünde tutmaktadır.

Ruhsal Enerjiyi almaktan vazgeçen, Kaderi Plan gereği Ruhsal Enerjiyi kesen Beynimizdir. Yani Özümüz, yani Yüksek Benliğimizdir. Ruhsal Enerjinin kesilmesi ise Fiziksel Ölüm'dür. Fiziksel ÖLÜM' den hiç korkmayın. Çünkü BİZ gerçekte hiç ÖLMÜYORUZ. Şu anda Beden içinde olan BİZ, Beden değiliz. Beden BİZ' im Giysimizdir. Beden, Ölümle yok oluyor, dağılıyor ama BİZ yok olmuyoruz. Çünkü BİZ, Yüksek Benliğimizin parçası olan ÖZ' üz. Ölüm sırasında BİZ, Eterik Bedenle ve Mevcut Bilincimizle hemen ortaya çıkıyoruz.

Ancak Eterik Bedenle, Kaba Madde'ye tesir edemiyoruz. Bunun için Madde Alemlerinde var olabilmemiz için BİZ' im (ÖZ 'den ayrılan parçanın da) Mutlaka FİZİK BEDENE ihtiyacı vardır. FİZİK BEDENİ var olduğumuz Dünya'nın (veya bulunduğumuz Gezegenin) Kaba Madde'sinden alıyoruz. Kaba Madde'den yapılmış Bedenin, Frekansını Bilgi ve Tatbikatla yükseltmeye çalışıyoruz.

Sahip olduğumuz FİZİK BEDEN' lerden hangisinin Frekansını 7.ci Boyuttaki Ruhsal Enerjimizin frekansına çıkartırsak o Beden BİZİM oluyor. O BEDEN' le Sonsuza kadar ÖLÜMSÜZ olarak var oluyoruz. (Ancak Güneş Sistemimizin dışına çıkamıyoruz. Güneş Sistemimizin dışına çıkmak için Teknolojik boyutun desteğine ihtiyacımız bulunmaktadır. Onlar Beden kazanılacak ortamın Ruhsal Enerjisini Evrimini bitiren varlığa bağlamakta ve adapte etmektedir.)

ÖLÜMSÜZLÜK için Bedensel Vibrasyonumuzu, Ruhsal Enerjimizin Vibrasyonuna ulaştırmamız lazımdır. Ruhsal Enerji ve Fizik Beden arasındaki ilişki bu bakımdan önemlidir. Ruhsal Enerji çekebilmek için DÜŞÜNMEMİZ, DÜŞÜNCE üretmemiz lazımdır. Daha yoğun, daha detaylı düşünebilmek içinde Bilgi'ye ihtiyacımız vardır.

Bilgi ve Bilincimiz arttıkça Ruhsal Enerji ve Kozmik partikülleri çekerek, Bedensel Vibrasyonumuzu yükselttiğimiz için, her an, her vesileyle Bilgi peşinde koşmamız gerekmektedir. Bilgi de, BİLGİ ve SEVGİ yolunda DİSİPLİNLE çalışarak, araştırarak elde edilmekte, BİLGİ de, SEVGİ de verdikçe, aktardıkça, yansıttıkça çoğalmaktadır.

Başka bir deyişle ruhlar alemi;

KURANDA RUH KAVRAMI

 

Kuranda .Ruh kavramı vahyin diğer bir adıdır.Dolayısıyla kuranda ruh; vahiy ve vahyi taşıyan cibril hakkındadır. İlgili ayetler

CİBRİL,E İSNADEN RUH KAVRAMNIN GEÇTİĞİ AYETLER

Bakara..87- Celâlim hakkı için Musa'ya o kitabı verdik, arkasından birtakım peygamberler de gönderdik, hele Meryem oğlu İsa'ya apaçık mucizeler verdik, onu Rûhu'l-Kudüs ile de destekledik. Size nefislerinizin hoşlanmayacağı bir emirle gelen her peygambere kafa mı tutacaksınız? Kibrinize dokunduğu için onların bir kısmına yalan diyecek, bir kısmını da öldürecek misiniz?

Bakara..253- O işaret olunan resuller yok mu, biz onların bazısını, bazısından üstün kıldık. İçlerinden kimi var ki Allah, kendisiyle konuştu, bazısını da derecelerle daha yükseklere çıkardı. Biz Meryem oğlu İsa'ya da o delilleri verdik ve kendisini Rûhu'l-Kudüs (Cebrail) ile kuvvetlendirdik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasındaki ümmetler, kendilerine o deliller geldikten sonra birbirlerinin kanına girmezlerdi. Fakat ihtilâfa düştüler, kimi iman etti, kimi inkâr etti. Yine Allah dileseydi, birbirlerinin kanına girmezlerdi. Fakat Allah dilediğini yapar.

Meyem 17- Sonra ailesiyle kendisi arasına bir perde koymuştu. Biz ona ruhumuzu gönderdik de ona tam bir insan şeklinde göründü

.
Bu ayetlerde vahyi taşıyan meleğe yani cibrile RUHUL KUDUS =KUTSAL RUH ifadesi kullanılmıştır.Bizlerde aynı ifadeleri kullanırız.

Mesela bir tarih profesörüne, AYAKLI TARİH ifadesini kulllanırız.Aynı şekilde Son peygamber Hz Muhammede
YÜRÜYEN KURAN,AYAKLI KURAN dediğimiz gibi

VAHYİ TAŞIYAN CİBRİLE İSNADEN SADECE RUH KAVRAMI GEÇEN AYETLER

Nebe 38- O gün Ruh ve melekler sıra sıra dururlar. Rahmân'ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler

Kadr 4- Melekler ve Ruh o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler

Mearic 3- O, derece ve makamlar Allah'tandır.

Mearic 4- Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar.

Bu ayetteki İleyhi= ona zamiri dil bilim ve gramer kurallarına göre bir önceki kelimeye atfetmek gerekirki oda,önceki ayetteki son kelime olan meariç,tir. Dolayısıyla burdaki ona zamirini kalkıpta Allaha atfetmenin ona mekan isnadı anlamına gelirki,böyle bir düşüncenin tevhide aykırı olduğunu düşünüyoruz

Meariç; miraç kelimesinin çoğuludur. mirac,ın ise gerçek anlamda ne olduğu kesin olarak bilmek imkansız. Ben mahiyetini sadece Allahın bildiği ve meleklere ait derece veya makamlar olduğunu söylemekle yetinmeyi uygun görüyorum.En doğrusunu Allah bilir.

RUH KAVRAMININ VAHİY OLDUĞU İLE İLGİLİ AYETLER

İsra..82- Biz Kur'ân'dan, iman edenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olan âyetler indiriyoruz. Zalimlerin de ancak zararını artırır.

İsra..83- Biz insana nimet verdiğimiz zaman, Allah'ı anmaktan yüz çevirip uzaklaşır. Ona fenalık dokununca da ümitsizliğe kapılır.

İsra..84- De ki: "Herkes bulunduğu hal ve niyetine göre iş yapar. Bu durumda kimin en doğru yolda olduğunu Rabbiniz daha iyi bilir.
"
İsra..85! Sana ruhtan soruyorlar. De ki: "Ruh Rabbimin emrindendir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir."

İsra..86- Yemin olsun ki, dilersek sana vahyettiğimizi ortadan kaldırırız; sonra bize karşı kendine bir vekil (koruyucu) bulamazsın.

İsra..88- De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir."

Ayetler gurubu dikkate alındığında görüldüğü gibi isra 85 teki ruhtan maksat vahiydir.Bulunduğu toplumda insanlara Allahın elçisi olduğunu ve Allahtan vahiy aldığını söyleyen peygambere bir takım insanlar vahyin mahiyeti hakkında sorular sordukları görülmektedir.Onların bu sorusuna ise Allah cevap vermiştir

ANAHTAR KELİME;ALLAHIN EMRİ. ALLAHIN EMRİ İSE ŞÜPHESİZ VAHİYDİR

İşte Allahın sonsuz ve sınırsız ilminden bizlere bildirilen bu az bilgi kurandaki olan kadardır

Burayı biraz daha açalım.Asırlardan beri resullük taslayan insanlar olagelmiştir.Nitekim günümüzde de böyle insanlar vardır.Örnek olarak Ali iskender mihr,i gösterebiliriz.Bu sahte resule hiç bir insan gidipte insanın ruhu varmı diye sormaz. Ya neyi sorar?

Sen kendine vahiy geldiğini iddia ediyorsun arkadaş; anlat bakalım bu işin mahiyeti nedir?

işte Aynen bunun gibi kendi içlerinde 40 yıl yaşamış ve onlara göre sıradan biri olan insan olan Hz Muhammed günün birinde aniden Allahın resulü olduğunu ve Allahtan vahiyler aldığını ve bunlara uymazlarsa onlara ahiret azabıyla korkutuyordu.Dolayısıyla bu insanlar Hz Muhammedin bu konuda güvenilir olduğunu tesbit amacıyla vahyin mahiyeti (ruhtan)hakkında sorular soruyorlardı.Yoksa bu kişilerin insanın ruhu varmıdır yokmudur gibi bir detleri ve sıkıntıları yoktu

Ruh kavramının vahiy anlamında kulllanıldığı ile ilgili diğer ayetler

Mümin..15- O dereceleri yükselten Arş'ın sahibi Allah, o buluşma gününün (kıyametin) dehşetini haber vermek için kullarından dilediği kimseye emrinden Ruh indiriyor.

Nahl 2- Kendi emrinden Ruh ile melekleri, kullarından dilediği peygamberlere indirip şu gerçeği insanlara bildirin, buyuruyor: Benden başka hiçbir ilâh yoktur. Ancak benden korkun.

Nahl 102 Onlara de ki: ", iman edenlere sebat vermek, müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak için Rabbin Ruhu katından hak olarak indirdi.

Mücadele 22. Allah'a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa Allah'a ve Resulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsiniz. Onlar o kimselerdir ki Allah kalblerine iman yazmış ve onları bir Ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın hizbi (dininin yardımcıları)dir. İyi bil ki, kurtuluşa ulaşacak olanlar, Allah'ın hizbidir.

RUHTAN ÜFLEME

 

Enbiya 91- Irzını koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, âlemler için bir mucize kılmıştık.

Hicr 28..Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: "Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım."

Hicr..29- Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın."

Secde 7- Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O'dur.

Secde..8- Sonra da onun soyunu süzülmüş bir özden, değersiz bir sudan yaratmıştır.

Secde..9- Sonra onu düzenli bir şekle sokup, ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz!

Sad 71- Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratmaktayım."

Sad 72- "Onu tesviye edip, düzeltip de ruhumdan ona üfledim mi derhal ona secde edin."

Tahrim 12-Irzını korumuş olan, İmrân kızı Meryem'i de Allah örnek gösterdi. Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti. O, gönülden itaat edenlerdendi.

Ruhtan üfleme ne anlama gelir?

Yüce Allahın yarattığı bir varlığa canlılık kazandırması ,hayat vermesi için üflemeye, püflemeye ihtiyacı yoktur.Dolayısıyla üfleme ifadesi tamamne mecazidir. Aksi takdirde Allahın yarettığı varlıkları bir balon şişirir gibi şişirdiğini anlamak zorunda kalırız

Yasin 81- Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir.

82- O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da hemen oluverir.

En,am 73 O, gökleri ve yeri hak ile yaratandır. "Ol!" dediği gün herşey oluverir. O'nun sözü gerçektir. Sur'a üflendiği gün de hükümranlık O'nundur. Gizliyi ve açığı bilendir ve O, hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır

KUN FEYEKUN

Alllah ol der olur yani vahyeder.İşte Allahın ruhundan üfürmesi demek, yarattığı varlığıa vahyederek CANLANDIRMASI anlamındadır ki şu ayet açıkça buna delalet etmektedir

Ali İmran..59- Doğrusu Allah katında İsa'nın (yaratılışındaki) durumu, Âdem'in durumu gibidir; onu topraktan yarattı, sonra ona "ol!" dedi, o da oluverdi.

KUN FEYEKUN

Buraya kadar gördükki kuranda insanın ruhu olduğuna dair tek bir ayet yoktur.İnsan ölünce ruhu çıkar diyorlar.

Peki olmayan bir ruh nasıl çıkıyor.Kuran insanı NEFS olarak tanıtır.İnsan hayata gelmeden nasıl mutlak bir yokluk idi ise ölüm olayında da bir bütün olarak yok olmaktadır.İnsandan çıkan herhangi bir şey yoktur

İnsan bir bütündür.Bir bütün olarak dünyaya gelmekte ve bir bütün olarak ölüm olayı ile yok olmaktadır. Dolayısıyla insanlar yaratılmadan önce ruhlarını yaratıldığı ve Allahın bu bedensiz hayaletlere ruhlar aleminde soru sorduğu kalu bela ilgili ayetin tamamen yunan patentli ruh anlayışına göre yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Allah insanları taksit tasit yaratmadığı gibi taksit taksit öldürmesi düşünülemez.Eski yunan mitolıjisine göre insan; beden ve ruhtan meydana gelen bir varlıktır. Ölüm olayında ise beden yok olmakta ruh ise ölümsüz olduğundan başka alemlerde yaşamına devam etmektedir.Hatta başka bir insanın bedeninne girip bu şekildede yaşamına devam edebilmektedir.Reenkarnasyon

Bakara ..28- Allah'ı nasıl inkâr edersiniz ki, ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek, sonra yine diriltecek, sonra da döndürülüp ona götürüleceksiniz.

Bu ayeti kerimede Allahu Teala yaratılış öncesini ölüm olarak tarif etmektedir (ve kuntum emvaten) işte ölüm olayıda aynen bunun gibi salt bir yokluktur.

Yartılış ve dirilişle ilgili diğer ayetler

Yasin 78- Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi.

79- De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı bilir."

Hac 66- Size (ilk defa) hayat veren, sonra öldürecek olan, sonra da yeniden diriltecek olan O'dur. İnsan gerçekten pek nankördür.

Mümin 11- Kâfirler diyecekler ki: "Ey Rabbimiz! Sen bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Şimdi günahlarımızı anladık. Fakat çıkmaya bir yol var mı?"

İki ölüm ve iki dirilme

Dünyaya gelmeden önceki durum. 1.inci ölüm

Dünya hayatındaki ölüm. 2.inci ölüm

Dünya hayatına gelme. 1.inci diriliş

Kıyametten sonra dirilme 2.inci diriliş

Peygamberin vefatından kısa bir süre sonra yunan eserlerini, arapçaya tercüme edilmiş, ve dolayısıyla yunan mitolojisine ait bu tür inançlar müslümanlar arasında revaç bulmuş ve halende bu anlayış toplumun geneli tarafından kabul görmektedir

Oysaki kuran bunların tamamen aksini söylemktedir

Araf 172 Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şahit olduk, dediler.

Allahu Tealanın bu ayette insanlara yaratılmadan önce kalıpsız ruhlara seslendiği ile ilgili hiç bir işaret yoktur..Ademoğulların bellerinden nesillerin alınması aşağıdaki ayette bildirildiği gibidir

 

Hac 5..Ey insanlar, eğer, tekrar diriltileceğinizden bir şüpheniz varsa size açıkça gösterelim diye sizi topraktan yarattık, sonra spermden, sonra embriyodan, sonra da yaratılışı belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık. Dilediğimizi adı konmuş bir süreye kadar rahimlerde tutar ve sizi bebek olarak çıkarırız. Sonra siz yetişip, erginlik çağına gelirsiniz. Kiminizin canı alınır, kiminiz de bildiği şeyleri bilmez olsun diye ömrünün en düşkün dönemine ulaştırılır. Yeryüzünü kupkuru görürsün de biz ona su indirince harekete geçer, kabarır ve her çeşit güzel bitkiyi çift çift bitirir ya...

Allaha verdiğimiz bu misak ise,yani galu bela insan doğuktan ve iyiyi ve kötüyü ayır edebilme çağına ulaştığında gerçekleşmektedir.her insan yanlışı ve doğruyu anlayabilecek bir özellikte yartılmıştır

Fe elhemeha fucuraha ve takvaha''

Şems 8..(Nefse) isyankarlığını ve iyiliğini ilham edenin hakkı için''

Zariyat 56- Ben cinleri ve insanları ancak bana kuulk etsinler diye yarattım.

Diğer bir ayette ise şöyle buyurulmaktadır

Rum 30..Öyleyse sen yüzünü bir hanif olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışında hiç bir değişme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.

Her insan belli bir yaşa geldiğinde çevresini ve etrafındaki kültürü Allahın kendine vermiş olduğu bu özelikten esinlenerek sorgular . Kainattaki bu muhteşem düzeni, yaratılış harikasını idrak ettiğinde,yaratıcısı Allahı sanki görüyormuş gibi, bütün benliğiyle GALU BELA; EVET DER

Evet yarabbi sensin herşeyi sonsuz kudretinle yaratan SENSİN SEN DER

Bir insanın çevresindeki kültürü ve evrendeki Allahın ayetlerini sorgulayarak dünya hayatında galu bela ya ulaşmasını Hz İbrahimle ilgili şu ayetlerde dahada net görebilmekteyiz

 

Enbiya
51- And olsun ki biz daha önce İbrahim'e de rüşdünü vermiştik . Biz onu biliyorduk.
52- O zaman o, babasına ve kavmine: "Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?" demişti.
53- Onlar: "Biz atalarımızı bunlara tapar bulduk" dediler.
54- İbrahim: "And olsun ki sizler de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" dedi.
55- Onlar : "Sen bize gerçeği mi getirdin , yoksa şaka mı ediyorsun?" dediler.

56- O şöyle dedi: "Hayır Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim."

İşte dünya hayatında gerçekleşen ''GALU BELA''

 

En koyu ateist bile hernekadar dilinden söylemese bile kalbinin derinliklerinden galu belayı söküp atamaz.hayatın içinden çıkılmaz gibi görünen problemleri karşısında o kopkoyu materyalist ateist, bakarsınız çözülüverir ve AMAN ALLAHIM diyerek Allaha sığınıverir.

Yunan kaynaklı ruh ve beden ayırımının getirdiği kurana taban tabana ters olan inançlardan biride ölüm sonrası kabir hayatıdır.Azap veya mükafat.

Kuranın bu konudaki mesajını anlayamamış ve hadislerle kapleri körlenmiş insanlar bu sakat inancın bıraktığı psikolojik rahatsıylıktan dolayı ölmüş yakınları için kuran okurlar.Ne yapsın zavallılar şimdi orda toprağın altında en sevdiği kişi belkide aazap görmektedir.bundan dolayıda belkide bir parça olsun onun azabını hafifiletebilmek için bir şeyler yapmak çabasındadır.Onun için hiç bir şeyden haberi olmayan çürümüş cesetlere kuran okurlar.

Kurana göre ölüm sonrası hayat kabirde değil,kıyametten sonra ahirette olacaktır.Biz yine biz olacağız hemde ta parmak uçlarına kadar eskisi gibi

Kıyamet 4.. Evet, bizim, onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.

Kuran dışı yanlış bir inanç,sadece inanç boyutunda kalmaz.Mutlaka ve mutlaka günlük yaşama olumsuz bir çok şekilde yansır

Ruh kavramının ne kadar büyük felaketlere yol açdığına, maddelere halinde değinmek istiyorum.

1-ruhun ölmeyeceği düşüncesiyle,mahşer günü ayetleri nesh edilmiş ve kabir azabı fikri ortaya atılmıştır.

2-ölmüş ataların bizi izledikleri fikri çıkmışdır.

3-ademe ruh(vahiy) üfledik ayetleri çarpıtılırak,insanın ALLAHIN bir parçası olduğu,enel hak sapıklığı ortaya atılmıştır.

4-reenkarnasyon sapıklığı ortaya atılmıştır.

5-ruhulkudüs hristiyanlarda vahiy meleği cebrail olmakdan çıkartılıp ALLAHIN ayrı bir ruhu olduğu yani 2. tanrı olduğu iddia edilmiştir.

6-ruhul kudüsün meryeme verdiği isada 3. bir tanrı olup teslis inancı ortaya atılmıştır.

7-ruh çağırma seansları gibi saçmalıklara milyarlarca insan inandırılıp,müşrik edilmiştir.

8-ruh ölmediğinden,ölmüş şanlı atalar,ilahlaşmıştır.herkese yardım eden geylani,hızır,vs ortaya çıkmıştır.insanların ALLAHDAN başka yardımcıları olduğu yaygınlaşmıştır.

9-hz muhammedin her an bizi izlediği varsayılarak ona selam gönderme şirki ortaya atılımıştır.

10-şefaat mitolojisi oluşturulmuştur.

11-kalu bela ruhlar alemi safsataları ortaya atılmıştır.

12-gavslar kutuplar olduğu dünyayı yöneten fikri ortaya atılmıştır.

13-ruhlar aleminde evliyalar türemiştir.

14-ölümsüz bir varlık haline gelen insan kendi kendini ilahlaştırmıştır.

15-türbelerde mezarlarda hazır ve nazır ilahlar ortaya çıkmışdır.

16-kuran ayetleri çarpıtılmıştır.

17-sır kapısı adlı tv programında milyonlarca insan şirke sürüklendirilmiştir.

18-piramitler inşa edilmişdir.

19-binlerce tevhid akidesini bozan mitos-söylence ortaya atılmıştır.

20-milyarlarca insan şirke sürüklenmiştir.

Velhasıl ;bu ruh konusunu asla küçümsemeyelim,şirkin her türlüsünün beslendiği kaynak bu inançdır.ve inananları kesinlikle şirke götürür.