“Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır.” Hz. Muhammed (S.A.V.)
Ana SayfaCümle İzahlarıاَلرَّحْمٰنِ dahi, ne ayn ne gayr olan sıfat-ı seb’aya remizdir.

اَلرَّحْمٰنِ dahi, ne ayn ne gayr olan sıfat-ı seb’aya remizdir.

Son üç yazımızda İşaret-ül İcaz tefsirindeki bir paragrafın tahliline çalışıyoruz. Bu yazımızda aynı paragrafın son kısmı olan şu bölümün şerhini yapmaya çalışacağız.

اَلرَّحْمٰنِ  dahi, ne ayn ne gayr olan sıfat-ı seb’aya remizdir. Zira Rahman “Rezzak” manasınadır. Rızık, bekaya sebeptir. Beka, tekerrür-ü vücuttan ibarettir. Vücut ise, birincisi mümeyyize, ikincisi muhassısa, üçüncüsü müessire olmak üzere “ilim, irade, kudret” sıfatlarını istilzam eder. Beka dahi, semere-i rızık mahsulü olduğu için, “basar, sem’, kelâm” sıfatlarını iktiza eder ki, merzuk, istediği zaman ihtiyacını görsün, istediği zaman işitsin, aralarında vasıta bulunduğu takdirde o vasıta ile konuşsun. Bu altı sıfat, şüphesiz, birinci sıfatı olan “hayat”ı istilzam ederler. (İşaret-ül İcaz)

Şimdi, Üstadımızın mezkûr ifadesini cümle cümle izah etmeye çalışacağız:

1- اَلرَّحْمٰنِ  dahi, ne ayn ne gayr olan sıfat-ı seb’aya remizdir:

Sıfat-ı Seb’a denilen yedi sıfat şunlardır: Hayat, ilim, irade, semi’ (işitmek), basar (görmek), kudret ve kelamdır. Eşâriler bu sıfatlara bir de tekvin sıfatını eklerler. Ancak Üstadımız “yedi sıfat” buyurarak sekizinci sıfat olan tekvin sıfatını dâhil etmemiş ve Maturidîlerin görüşünü tercih etmiştir.

Bu sıfatlar Cenab-ı Hakka ne ayn ne de gayr olan sıfatlardır. Yani bu sıfatlar, mefhum ve kavram itibariyle Allah’ın zatı değildir. Zat, sıfattan başkadır. “Ona ayn değildir.” cümlesi ile bu mana kastedilmiştir. Ancak bu sıfatlar var olma bakımından da ondan gayrı değildir. Yani bu sıfatlar O’na arız olmamış; ezeli ve ebedi sıfatlarıdır ve zatı ile kaimdir.

Bu sıfatların ne ayn ne de gayr olması hakkında birçok sözler söylenmiş ve izahlar yapılmıştır. Mutezile ve felsefe daha başka görüşler öne sürmüşler, Ehl-i Sünnet âlimleri onların görüşlerini reddederek farklı izahlar yapmışlardır.

Ancak şuna emin olun ki, burada bu görüşleri nakletsek yara açmaktan başka bir işe yaramaz. Risale-i Nurlar ile diğer Kelam kitaplarının belki de en bariz farkı, Risalelerin yara açmaksızın tedavi etmesi… Hâlbuki bu özelliği diğer kelam kitaplarında bulamazsınız. Bir meseleyi araştırmak için bir Kelam kitabını karıştırdığınızda birçok yaralar alır ve bildiğinizi de unutursunuz. Bu sebeple biz bu noktada sadece, اَلرَّحْمٰنِ  dahi, ne ayn ne gayr olan sıfat-ı seb’aya remizdir.” cümlesini anlayıp kabul edelim ve bu konudaki ihtilaflara girmeyelim. Bu makamda sadece şunu anlasak bizler için yeterlidir:  Bu sıfatlar Cenab-ı Hakka ne ayn ne de gayr olan sıfatlardır. Yani bu sıfatlar, mefhum ve kavram itibariyle Allah’ın zatı değildir. Zat, sıfattan farklıdır. Ancak var olma bakımından da ondan başka değildir. O zata arız olmamış; ezeli sıfatlarıdır ve zatı ile kaimdir.

2- Rahman “Rezzak” manasınadır:

Bizler Feyyaz ekibi olarak www.seyrangah.tv sitemizde Rahman ism-i şerifi ve manası hakkında bir video hazırlayıp sizlerin istifadesine sunduk. http://www.seyrangah.tv/er-rahman.html linkini kopyalayarak videoya ulaşabilir ve Rahman ism-i şerifinin manasını tefekkür edebilirsiniz. Video eserde Rahman isminin manası çok detaylı anlatıldığından dolayı burada tekrar etmiyor ve cümlemizin izahıını video eserimize havale ediyoruz.

3- Rızık, bekaya sebeptir. Beka, tekerrür-ü vücuttan ibarettir:

Yani rızık, yaşamamıza ve dünyadaki beka ve hayatımıza sebeptir. Mesela, Rabbimiz şu an itibariyle rızkımızı yaratmasa, vücuttaki “şahm” denilen depolanmış yağ kısmıyla belki 1-2 ay canlı kalabiliriz. Ancak daha sonra bizler ve yeryüzünde tek bir canlı kalmaz. Yeryüzü tamamıyla bir cenaze hükmünü alır. Demek rızık, hayatın devamına ve bekaya sebeptir.

Bekanın vücudun tekerrüründen ibaret olmasını ise şu misalle anlayabiliriz: Bizler yanan bir lambaya baktığımızda onu hep yanıyor şeklinde görürüz. Hâlbuki durum böyle değildir. Lamba bir yanmakta bir sönmekte, ancak bu yanıp sönmeler o kadar kısa bir zaman içinde olmaktadır ki, gözümüz ile o kısa zaman dilimini görememekte ve lambayı devamlı yanıyor zannetmekteyiz. Demek lambanın bekası, ışığının tekerrür-ü vücudundan ileri gelmektedir.

Aynen bunun gibi, insan için de beka, tekerrür-ü vücuttan ibarettir. Yani her saniye yenilenmesi, ona hayatın üflenmesi gerekir. Bu üfleme durduğunda ölüm vukua gelir.

4- Vücut ise, birincisi mümeyyize, ikincisi muhassısa, üçüncüsü müessire olmak üzere “ilim, irade, kudret” sıfatlarını istilzam eder. Beka dahi, semere-i rızık mahsulü olduğu için, “basar, sem’, kelâm” sıfatlarını iktiza eder ki, merzuk, istediği zaman ihtiyacını görsün, istediği zaman işitsin, aralarında vasıta bulunduğu takdirde o vasıta ile konuşsun. Bu altı sıfat, şüphesiz, birinci sıfatı olan “hayat”ı istilzam ederler:

Vücut ile kastedilen, vücut bulmuş varlıklardır. İsterseniz metni daha kolay anlamak için bir varlık üzerinde tahlil yapalım. Mesela kelebeği ele alalım. Kelebeğin vücudu, başka hiç hayvana benzememektedir. Ona takılan kanatlar, ona vurulan renk, ona verilen suret ve cihazlar diğer varlıklara verilenlerden farklıdır. İşte bu kelebeğin mümeyyeze cihetidir. Kelebek, suretiyle, şekliyle, aza ve cihazlarıyla ve diğer keyfiyetleriyle, başka böcek ve hayvanlardan farklıdır, temyiz edilmiştir. Bu temyiz ise bir mümeyyizi yani temyiz edeni gerektirir.

Ayrıca kelebeğin vücudundaki her bir cihaz ve bütün özellikleri ona has kılınmış ve tabir-i caizse kelebek, şahsına münhasır bir varlık olmuştur. Bu da kelebeğin muhassasa cihetidir. Muhassasa ise, bir muhassısı yani tahsis ediciyi istilzam eder. Mümeyyeze, kelebeğin diğer varlıklardan farklı kılınması; muhassasa ise, özelliklerinin sadece ona has olması manasındadır.

Kelebek aynı zamanda müesserdir, yani yapılmış bir eserdir. Müesser de bir müessiri yani tesir sahibi bir sanatkârı iktiza eder.

Mümeyyez, muhassas ve müesser kelimeleri birer ism-i mefuldür. İsm-i mefuller, bir ism-i faile işaret ederler ki: Mümeyyez, temyiz eden bir Mümeyyizi; muhassas, tahsis eden bir Muhassısı; müesser de tesir eden bir Müessiri gösterir. Temyiz etmek, tahsis etmek ve tesir etmek de ilim, irade ve kudret sıfatlarının neticesidir.

Ayrıca biz madem besleniyoruz, o halde bizi besleyen zatın bizi görmesi, sesimizi işitmesi ve bir vasıta ile bizimle konuşması gerekir. Bunlar da o zatın aynı zamanda hayat sahibi olmasını gerektirir…

Buradaki metni biraz daha iyi anlamanız için, Feyyaz ekibi olarak www.seyrangah.tv sitemizde olan bazı videoları seyretmenizi ısrarla tavsiye ediyoruz. Video linkleri aşağıdadır:

İmkân delili: http://www.seyrangah.tv/imkan-delili.html

Hudus delili: http://www.seyrangah.tv/hudus-delili.html

İsimler sahipsiz olamaz: http://www.seyrangah.tv/isimler-sahipsiz-olamaz.html

Rızık verme delili: http://www.seyrangah.tv/rizik-verme-delili.html

PAYLAŞ:
Bu yazıya oy ver
Yorum yok

Yorum Yap