“Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır.” Hz. Muhammed (S.A.V.)
Ana SayfaAkaidKabir Hayatı10. Delil: Kabir hayatı hakkında Hadis-i Şerifler

10. Delil: Kabir hayatı hakkında Hadis-i Şerifler

Sevgili kardeşlerim, eserimizin bu on bölümüne kadar, kabir hayatını Kur’an’dan on dört ayet-i kerimeyle ispat ettik. Bu bölümde ise kabir hayatı hakkındaki hadis-i şeriflerden bahsedeceğiz. Hadislere geçmeden önce şu noktaya dikkat çekmek istiyorum:

Kabir hayatını inkar edenlerin hepsi aynı zamanda hadis inkarcısıdır. Kendi görüşlerine zıt bir hadis gördüklerinde hemen “Bu hadis uydurmadır.” derler. Sonra siz onlara: “İnkar ettiğiniz bu hadisin uydurma olduğunun alameti nedir? Hadisin ravilerini tanıyor musunuz? Senedini biliyor musunuz? Hadise hangi cerh ve tadil kurallarını uyguladınız?” gibi sorular sorduğunuzda, size tek bir kelime söyleyemezler.

Hatta bunlardan bir kısmı bir hadise “Bu hadis zayıftır.” der, sonra ona: “Zayıf hadis nedir, tarif eder misin?” dediğinizde, zayıf hadisi tarif edemez… Bu hadis inkarcıları ne hadis ilmi bilirler ne de usul-ü hadis bilirler…

Her neyse, biz onlara bu konudaki sözümüzü “Hadis Savunması” isimli eserimizde söyledik. Rabbimize hamd olsun, bu eserle hadis inkarcılarının bel kemiğini kırdık. Hadislerin sıhhatiyle ilgili problemi olanlar, bu eserimize müracaat edebilirler… Eğer hakkı arıyorsa, inşallah o eser ona tam bir ilaç hükmüne geçer, Allah’ın izniyle şifa bulur.

Bu girişten sonra şimdi gelelim kabir hayatı hakkında hadis-i şeriflere. Nakledeceğimiz Birinci Hadisi, Enes b. Malik Hazretleri rivayet etmiştir. İmam Buhari “Cenaiz”de, Ebu Davud “Sünne”de, İmam Müslim de “El Cennetü ve sıfâtu naîmihâ” da bu hadisi zikretmişlerdir. Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur:

إِنَّ الْعَبْدَ إِذَا وُضِعَ فِي قَبْرِهِ Kul kabrine konulduğunda  وَتَوَلَّى عَنْهُ أَصْحَابُهُ  ve dostları ondan ayrılırken   وَإِنَّهُ لَيَسْمَعُ قَرْعَ نِعَالِهِمْ  şüphesiz o, onların ayak seslerini işitir.

Bu hadis-i şerif, ölünün, dostlarının ayak seslerini duyduğunu açıkça bildirmektedir. Ayak seslerini duyabilmek için, kabirde yatanın bir hayatının olması gerekir. Bu da ispat eder ki, kabir hayatı haktır.

Başka bir hadis-i şerif de şöyledir:

Peygamberimiz (asm) Bedir günü savaştan sonra, Kureyş’in ileri gelenlerinden savaşta ölen yirmi dört kişinin cesetlerinin bir araya gömülmesini emretti. Bunun üzerine o cesetler Bedir’de kör bir kuyuya atıldılar. Hz. Ömer, Abdullah b. Ömer ve Ebu Talha gibi ondan fazla sahabeden nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (asm), kuyudaki müşrik ölülerine hitaben şöyle der:

“Ey Hişam’ın oğlu Ebu Cehil, Ey Rabia’nın oğlu Utbe, Ey Rabia’nın oğlu Şeybe ve ey Utbe oğlu Velid! Allah’a ve Resulü’ne boyun eğmiş olsaydınız, bu inanç sizi sevindirir miydi? Biz, Rabbimizin bize vadettiğinin aynısına kavuştuk, siz de Allah’ın vadettiğinin gerçek olduğunu gördünüz mü?”

Sahabe-i Kiram, Peygamberimiz (asm)’in bu konuşmasını duymuş ve Hz. Ömer şöyle demiştir:

“Ey Allah’ın Elçisi! Kendilerinde hiçbir hayat eseri olmayan şu cesetlere ne söylüyorsun, onlar duyabilirler mi? Allah, ‘Sen ölülere duyuramazsın.’ buyurmuyor mu?” deyince, Peygamberimiz şöyle der:

وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ  Muhammed’in hayatı elinde olan Allah’a yemin ederim ki,  مَا أَنْتُمْ بِأَسْمَعَ لِمَا أَقُولُ مِنْهُمْ  benim söylediklerimi siz onlardan daha iyi duymuyorsunuz وَاللَّهِ إِنَّهُمُ الْآنَ  Allah’a yemin olsun ki, şüphesiz şimdi onlar لَيَعْلَمُونَ أَنَّ الَّذِي كُنْتُ أَقُولُ لَهُمْ هُوَ الْحَقُّ Benim söylediklerimin gerçek olduğunu anladılar  اِنَّهُمْ لَيَسْمَعُونَ onlar elbette işitiyorlar,  غَيْرَ أَنَّهُمْ لاَ يَسْتَطِيعُونَ أَنْ يَرُدُّوا عَلَيَّ شَيْئًا  lakin bana cevap vermeye güçleri yetmiyor.

Bu hadis-i şerifi İmam Müslim, İmam Buhari, İmam Nesei ve Ahmed İbni Hanbel hazretleri nakletmişlerdir. Bu hadis imamlarının ittifak ettiği ve ravilerinde Hz. Ömer, Abdullah İbni Ömer ve Ebu Talha gibi ondan fazla sahabenin bulunduğu bir hadis-i şerifin sıhhati hakkında, ancak akıldan mahrum olanlar şüphe edebilir.

Kabir hayatının hak olduğuna dair başka bir hadis-i şerif de şudur:

Peygamberimiz (asm) kabirleri ziyaret ettiğinde şöyle derdi:

السلام عليكم يا ايها القبور Ey Kabir ehli! Selam üzerinize olsun.  وانا ان شاء الله بكم للاحقون  Şüphesiz bizler de Allah dilerse sizlere katılacağız.  انتم لنا فرط ونحن لكم تبع  sizler bizim öncülerimiz, bizlerse sizin tabileriniziz, يرحم الله المستقدمين والمستأخرين  Allah öncekilere ve sonrakilere merhamet etsin.

Şimdi şunu soruyoruz:

– Eğer kabirlerde hayat yoksa Allah’ın Resulü kime selam veriyor ve kime sesleniyor? Allah’ın Resulünün kabirlerde yatanlara selam vermesi, kabir hayatının varlığına kafi bir delil değil midir?

Yine Hz. Aişe’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur:

مَا مِنْ رَجُلٍ يَزُورُ قَبْرَ أَخِيهِ  Bir adam kardeşinin kabrini ziyaret eder  وَيَجْلِسُ عِنْدَهُ  ve yanında oturursa  إِلاَّ اسْتَأْنَسَ بِهِ o kendisini tanıyarak sevinir  وَرَدَّ عَلَيْهِ حَتَّى يَقُومَ  Bu hal kalkıncaya kadar devam eder. (Zebidi, İhtâfu’s Saâde, XIV, 275)

Ebu Said-el Hudri’nin naklettiği başka bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur:

“Cenaze tabuta konulup da adamlar onu omuzlarına aldıkları zaman, eğer cenaze salih biriyse şöyle der: ‘Beni acele götürün, yerime ulaştırın.’ Eğer salih biri değilse şöyle der: ‘Yazıklar olsun size! Onu (yani cesedimi) nereye götürüyorsunuz?’Onun bu sesini insanların dışındaki her şey işitir. Eğer insan işitecek olsaydı bayılır düşerdi.”

Bu hadis-i i şerifi İmam Buhari ve İmam Nesei “Cenaiz”lerinde; Ahmed İ. Hanbel de “Müsned”inde nakletmiştir.

Kabir hayatı hakkında daha çok hadis-i şerif var. Hepsini burada nakletmemiz mümkün değil, biz sadece birkaç örnek verdik.

Şimdi, bu hadis-i şerifleri kabul etmeyenlerin nasıl bir cinayet işlediklerinden bahsetmek istiyoruz.

Kabir hayatıyla ilgili  hadisleri bizlere bir grup sahabe nakletmiştir. Bu sahabelerden bazıları şunlardır:

Enes bin Malik, Ebu Hüreyre, Hz. Aişe, Abdullah İbni Mesud, Zeyd b. Sabit, Hz. Ebu Bekir’in kızı Hz. Esma, Peygamberimiz hanımı Hz. Meymûne, Cabir İbni Abdullah, Hz. Osman, Amr İbnu-l As, Bera bin Azib, Zeyd bin Erkam, Ebu Eyyûbe-l-Ensari, Ebu Saide-l Hudri, Abdurrahman b. Semura, Ebu Katade, Hz. Ali, Ebu Musa el-Eş’ari, sahabenin büyük müfessirleri İbni Abbas, Abdullah İbni Ömer ve daha başka sahabeler…

Bu kadar sahabe kabir azabı ve mükâfatı hakkında hadisler rivayet etmişler. Onlar ki, sahabelerin en üstünleridir… Başta Mustafa İslamoğlu, Mehmet Okuyan, Abdülaziz Bayındır, Bayraktar Bayraklı olarak kabir hayatını inkar edenler, bu sahabelerin naklettiği bütün hadis-i şeriflere uydurma diyorlar. Şimdi bunların işlediği cinayetleri maddeleyelim:

Birinci Cinayetleri:

İsmini saydığımız ve bir kısmını sayamadığımız bu sahabeler Peygamber Efendimize (asm) isnad ederek kabir hayatı hakkında hadis-i şerifler nakletmişler. Yani “Biz Allah Resulünün böyle böyle dediğini işittik.” demişler. Durum böyle iken kabir hayatını inkar edenler diyorlar ki: “Bu hadisler uydurmadır.” Onların bu sözleri, şu manaya geliyor: Yani bu sahabeler Peygamberimize iftira etmişler. Peygamberimiz hakkında yalan uydurmuşlar.

Öyle ya, yol iki: Ya bu hadisleri Peygamberimiz (asm) söylemiştir ya da söylememiştir. Biz söylediğine inanıyor ve bu sahabeleri tasdik ediyoruz. Onlar ise söylemediğine inanıyor. Bu durumda da onların nazarında, içinde Hz. Ali, Hz. Osman gibi İslam’ın büyüklerinin de bulunduğu bu sahabeler yalan uydurmuş ve -hâşâ- Peygamberimize (asm) iftira atmış oluyorlar. İşte itikatsızlıkları böyle bir netice veriyor: Sahabelerin en büyüklerine yalancı ve müfteri diyorlar… Şimdi gelelim ikinci cinayetlerine…

İkinci Cinayetleri:

Kabir hayatıyla ilgili hadisler her ne kadar yirmi beş civarında sahabe tarafından nakledilmiş olsa da onların kendilerini tekzip ettiği ve müfteri saydığı sahabeler sadece bu yirmi beş sahabe değildir. Onların iftiraları bütün sahabeleri kapsar. Zira eğer Peygamber Efendimiz (asm) kabir hayatı hakkında hadisler söylemeseydi ve bu yirmi beş sahabe hadis uydursaydı, diğer sahabeler buna müsaade etmez ve bu konuda hadis nakleden sahabeleri yalanlardı. Yani derlerdi ki: “Bu kişinin rivayet ettiği şu kabir azabı hadisi uydurmadır. O vakit ben de o meclisteydim, Peygamberimiz böyle bir şey demedi…”

Hâlbuki diğer sahabeler, kabir hayatı hakkında hadis rivayet eden bu yirmi beş civarındaki sahabeyi tekzip etmiyor ve sükût ediyorlar. İşte onların bu meseledeki sükûtları bir tasdiktir. Eğer bu hadisler yalan ve uydurma olsaydı, diğer sahabeler hemen müdahale eder ve işin hakikatini ortaya koyarlardı. Ancak bunu yapmamışlar. Hiçbir hadis ve siyer kitabında, tek bir sahabenin bu hadisleri ret ve tenkit ettiğine dair bir bilgi bulamazsınız…

İşte kabir hayatını inkar edenlerin bu hadisleri reddetmesi, bütün sahabeyi yalancılıkla itham etmektir.

Cinayetleri bununla da bitmiyor…

Üçüncü Cinayetleri:

Bu hadisleri sahabe efendilerimizden tabiin ile başlayan nesil nakletmiştir. İmam Buhariler, İmam Müslimler, İbni Mâceler ve diğer hadis âlimleri bu hadisleri eserlerinde cem etmiştir. Eğer bu hadisler uydurmaysa, demek ki bu âlimlerin hiçbiri gerçek âlim değilmiş, uydurma bir hadisi bile fark edememişler ve sahih diye kitaplarında kaydetmişler. Yani hadis inkarcılarının bir bakışta uydurma olduğunu anladıkları bu hadisleri, onlar yıllarca kucaklarında taşımışlar da farkına bile varamamışlar. Demek -hâşâ- bunlar bu kadar cahil; siyahla beyazın arasını bile fark edemiyorlar.

İşte Mustafa İslamoğlu’nun, Okuyan’ın, Bayındır’ın ve diğerlerinin inkarları, bu cinayetleri netice veriyor.

Ey hadis inkarcıları! İftira attığınız sahabeler ve bu büyük âlimler yarın mahşer günü yakanıza yapıştığı zaman haliniz nasıl olacak, bunu hiç düşünüyor musun?!.

Sevgili kardeşlerim, daha bunların işlediği çok cinayetler var. Ancak bu eserin hacmi bu cinayetleri anlatmaya müsait değil. Bu makamda son olarak deriz ki:

Aklınızı başınıza alın ey hadis inkarcıları! Tevatür kuvvetindeki hadis-i şerifleri inkâr ederek, bu hadislerin ravilerini; sükût ederek bu hadisleri tasdik eden diğer sahabeleri ve bu hadisleri nakleden allameleri tekzip etmeyin, onlara iftira atmayın! Yoksa ahiretteki pişmanlığınız o kadar büyük olur ki, aklınız ve hayaliniz tasavvurundan aciz kalır…

Dersimize burada nokta koyalım. Bir sonraki dersimizde, kabir hayatı hakkındaki icmayı, yani alimlerin ittifakını beyan edeceğiz.

PAYLAŞ:
Bu yazıya oy ver
Yorum yok

Yorum Yap