“Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır.” Hz. Muhammed (S.A.V.)
Ana SayfaRisale-i NurSözler9.Söz İzahlar11-) İşâ vaktinde ki, o vakit gündüzün ufukta kalan bakiye-i âsârı dahi kaybolup gece âlemi kâinatı kaplar…

11-) İşâ vaktinde ki, o vakit gündüzün ufukta kalan bakiye-i âsârı dahi kaybolup gece âlemi kâinatı kaplar…

Yatsı namazının anlatıldığı bölüm oldukça uzun bir bölümdür. Bizler bu uzun bölümün yine haritasını çıkartacağız. Burada geçen ifadeler son derece anlaşılır ve açık olduğundan dolayı onları izah etmeye gerek görmüyoruz. Bölümün haritasını sadece, bütünü daha net görebilmeniz ve bütüne daha rahat bakabilmeniz için çıkartıyoruz. Hem bu sayede her bir madde üzerine derinlemesine tefekkür de edebilirsiniz. Ayrıca yine ifade edelim ki, Üstadımızın ifadelerini aynen değil, sadeleştirerek alıyoruz. Amacımız sadece ilgili bölüme bir işaret bırakmak, yoksa ilgili bölümü izah etmek değil. Bu bölümü şöyle maddeleyebiliriz:
İşâ zamanının hatırlattıkları:
• Yazın süslü yeşil sahifesinin, kışın soğuk beyaz sahifesine çevrilmesindeki ilahî icraatı hatırlatır ve مُسَخِّرُ الشَّمْسِ وَ الْقَمَرِ “Güneş’i ve Ay’ı itaatkâr kılan” ismini ders verir.
• Hem zamanın geçmesiyle kabir ehlinin geride bıraktıkları eserlerin dahi şu dünyadan kesilmesiyle, bütün bütün başka âleme geçmesini hatırlatır ve خالِقُ الْمَوْتِ وَ الْحَيَاةِ ismini ders verir.
• Hem dar ve fâni ve hakir dünyanın tamamen harap olup, azim sekeratıyla vefat edip geniş ve baki ve azametli âlem-i ahiretin inkişafını hatırlatır ve خالِقُ السَّمَاوَاتِ وَ اْلاَرْضِ ismini ders verir.
• Hem işâ vakti şu dersi verir ki: Şu kâinatın sahibi o zat olabilir ki, gece ve gündüzü, kış ve yazı, dünya ve ahireti bir kitabın sahifeleri gibi kolaylıkla çevirir, yazar, bozar, değiştirir ve bütün bunlara hükmeder bir Kadîr-i Mutlak’tır.
İşte ruh-u beşer:
• Nihayetsiz âciz ve zayıftır.
• Hem nihayetsiz fakir ve muhtaçtır.
• Hem nihayetsiz bir istikbal zulümâtına dalmıştır.
• Hem nihayetsiz hadisat içinde çalkanmaktadır.
İşâ namazının manası:
• İbrahim (a.s.) gibi لاَ اُحِبُّ اْلاٰفِلِينَ “Ben batanları sevmem!” diyerek Baki bir zatın dergâhına namazla iltica etmek.
• Şu fâni âlemde ve fâni ömürde ve karanlık dünyada ve karanlık istikbalde bir Baki-i Sermedi ile münacat edip bir parçacık bir sohbet-i bakiye etmek.
• Bu sayede birkaç dakikacık bir ömr-ü baki içinde dünyasına nur serpecek, istikbalini ışıklandıracak ve mevcudatın ve ahbabının firak ve zevalinden neşet eden yaralarına merhem sürecek olan Rahman-ı Rahim’in iltifat-ı rahmetini ve nur-u hidayetini görüp istemek.
• Hem muvakkaten onu unutan ve gizlenen dünyayı o dahi unutup dertlerini kalbin ağlamasıyla dergâh-ı rahmette dökmek.
• Hem ne olur ne olmaz, ölüme benzeyen uykuya girmeden evvel son vazife-i ubudiyetini yapıp günlük amel defterini hüsn-ü hatime ile bağlamak.
• Bütün fâni sevdiklerine bedel bir Mâbud ve Mahbub-u Baki’nin; bütün dilencilik ettiği âcizlere bedel bir Kadîr-i Kerim’in; bütün titrediği muzırların şerrinden kurtulmak için de bir Hafiz-i Rahim’in huzuruna çıkmaktır.
Fatiha’nın manası:
• Fatiha ile başlamak; yani bir şeye yaramayan, yerinde olmayan, nakıs ve fakir mahlukları medih ve minnettarlığa bedel, Kâmil-i Mutlak ve Ganiyy-i Mutlak ve Rahim ve Kerim olan Rabbü’l-Âlemîn’i medh-ü sena etmek.
• Hem اِيَّاكَ نَعْبُدُ hitabına terakki etmek. (Fatiha suresinde اِيَّاكَ نَعْبُدُ hitabına kadar olan bölüm, gâibâne hitaptır. Kişi bu makama kadar Allah ile gâibâne konuşur ve der ki: “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Rahman’dır ve Rahim’dir. Din gününün sahibidir.” İşte bundan sonra اِيَّاكَ نَعْبُدُ der ve artık gâibâne ibadetten hitap makamına çıkar ve “Ancak sana ibadet ederiz.” diyerek direk Rabbi ile konuşur.)
• Yani küçüklüğü, hiçliği ve kimsesizliği ile beraber, Ezel ve Ebed Sultanı ve din gününün sahibi olan zata intisapla şu kâinatta nazdar bir misafir ve ehemmiyetli bir vazifedar makamına girmek.
• اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ demekle bütün mahlukat namına, kâinatın cemaat-i kübrası ve cemiyet-i uzmasındaki ibâdât ve istiânâtı O’na takdim etmek. (Kişi “Ancak sana ibadet ederim ve senden yardım dilerim.” diyeceğine “Ancak sana ibadet ederiz ve senden yardım dileriz.” demektedir. İşte namaz kılan kimse, buradaki çoğul sigasıyla bütün mahlukat namına konuşur ve şu kâinatın büyük cemaati ve azim cemiyeti olan bitkiler ve hayvanların da ibadet ve yardım dileklerini Allah’a takdim eder.)
• Hem اِهْدِناَ الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ demekle, istikbalin karanlığı içinde ebedî saadete giden nuranî yola ve sırat-ı müstakime hidayeti istemek.
• Hem şimdi yatmış nebatat ve hayvanat gibi, gizlenmiş güneşlerin ve hûşyar yıldızların, emrine birer musahhar nefer olduğu zatın kibriyasını düşünüp “Allahû Ekber” diyerek rükûa varmak.
• Hem bütün mahlukatın secde-i kübrasını düşünmek. Yani şu gecede yatmış mahlukat gibi her senede, her asırdaki envâ-ı mevcudat, dünyevi vazifelerinden terhis edildiği, yani âlem-i gayba gönderildiği vakit, nihayet intizam ile zevalde gurub seccadesinde “Allahû Ekber” deyip secde ettiklerini düşünmek.
• Hem mahlukatın bahar mevsiminde haşrolup, kıyam edip Mevlâ’nın hizmetinde el bağlamaları gibi; şu insancık dahi onlara iktidaen, Mevla’nın huzurunda bir muhabbet, bir mahviyet ve bir tezellül içinde “Allahû Ekber” deyip sücuda gitmek.
• Yani bir nevi miraca çıkmak demek olan işâ namazını kılmak ne kadar hoş, ne kadar güzel, ne kadar şirin, ne kadar yüksek, ne kadar aziz ve leziz, ne kadar makul ve münasip bir vazife, bir hizmet, bir ubudiyet, bir ciddi hakikat olduğunu elbette anladın!

PAYLAŞ:
Bu yazıya oy ver
Yorum yok

Yorum Yap