“Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır.” Hz. Muhammed (S.A.V.)
Ana SayfaAkaidKaderi İnkar Edenler19. “Kur’an’da kadere iman yoktur” diyenlere Yusuf Suresi cevap veriyor

19. “Kur’an’da kadere iman yoktur” diyenlere Yusuf Suresi cevap veriyor

Sevgili kardeşlerim, kader hakkındaki eserimizin bu On Dokuzuncu dersinde, “Kur’an’da kader yok.” diyen Mustafa İslamoğlu, Abdülaziz Bayındır ve Mehmet Okuyan’a cevap vermeye devam ediyoruz. Şu meseleyi hatırlatarak dersimize başlamak istiyorum:

Kader, Allah’ın ezeli ilmiyle, istikbalde olacak şeyleri bilmesi ve bu bilgiyi bir defterde kaydetmesidir. “Kader yoktur.” demek, “Allah geleceği bilemez.” demektir. “Kur’an’da kader yoktur.” demek de “Kur’an’da Allah’ın geleceği bildiğiyle ilgili hiç bir ayet yoktur.” demektir.

Bundan önceki derslerde, on bir ayetin tahlilini yapmıştık. Bu dersimizde, kaderin varlığına dair Yusuf suresinde geçen bazı ayetlerin tahlilini yapacağız.

Yusuf suresinde bildirildiğine göre, Allah Teala Hz. Yusuf’a rüya tabirini öğretmiştir. Surenin 4. ayet-i kerimesinde, Hz. Yusuf gördüğü bir rüyayı babasına anlatır. Bu rüya, O’nun on bir yıldızla Güneş’i ve Ay’ı kendisine secde ederken görmesidir.

Surenin 100. ayetinde ise; babası, annesi ve on bir kardeşinin Hz. Yusuf’a secde ettiği zikredilir. Bu secde üzerine Hz. Yusuf şöyle der: İşte bu, önceki rüyamın tevilidir. Gerçekten Rabbim onu hak kıldı.

Hz. Yusuf’un tabir ettiği bir başka rüya da surenin 36. ayetinde zikredilmektedir. Hz. Yusuf rüyasını anlatan iki kişiye şöyle der:

“Biriniz efendisine şarap sunacak. Diğeri de asılacak ve kuşlar başından yiyecekler.”

Olay tam da Hz. Yusuf’un haber verdiği gibi gerçekleşir. Onlardan birisi idam edilir, diğeri ise saraya giderek krala hizmet eder.

Hz. Yusuf’un tabir ettiği bir başka rüya yine surenin 43. ayetinde zikredilmektedir. Kral görmüş olduğu rüyayı şöyle anlatır:

“Ben rüyamda yedi cılız ineğin yedi semiz ineği yediğini ve yedi yeşil başakla yedi kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Siz rüya tabir edebiliyorsanız benim bu rüyamın tabirini bana bildirin.”

Hz. Yusuf bu rüyanın tabirini 47. ayet-i kerimede yapar ve hadise aynen haber verdiği gibi çıkar.

Bütün bu anlattıklarımızı şuraya bağlamak istiyoruz:

Bir kul dahi, Allah’ın izni ve bildirmesiyle geleceği bilebiliyorsa, Allah’ın geleceği bilmemesi hiç mümkün müdür?

Şimdi şunları düşünelim:

1. Hz. Yusuf’un babası, annesi ve kardeşleri yıllar sonra O’na secde etmiştir ki, Hz. Yusuf bunun olacağını rüyasında daha çocukken görmüştü. Eğer Allah geleceği bilmeseydi, yıllar sonra tevili çıkacak bu rüyayı Hz. Yusuf’a gösterebilir miydi?

2. Hz. Yusuf zindandaki iki kişinin rüyasını tabir etmiş, yani onların geleceğine dair iki haber vermiş ve verdiği haber tam doğru çıkmıştır. Onlardan biri asılmış, diğeri ise sarayda hizmet etmiştir. Hz. Yusuf’un verdiği bu haber, geleceği bilmek değil midir? Hz. Yusuf Allah’ın bildirmesiyle geleceğin bazı meselelerine muttali olabiliyorsa, O’nun Rabbi olan Allah bütün geleceğe muttali olmaz mı?

3. Kralın rüyası da Hz. Yusuf tarafından tabir edilmiş ve tabire birebir uygun olarak hadise vuku bulmuştur. Yedi sene bereket olmuş, peşinden yedi sene kuraklık ve kıtlık olmuş ve daha sonra tekrar bereketler gelmiştir. Şimdi soruyoruz: Hz. Yusuf’a geleceği bildiren Allah’ın, geleceği bilmemesi hiç mümkün müdür?

Sevgili kardeşlerim, Allah Teala’nın geleceği bildiğine dair sizlere gösterebileceğimiz daha birçok ayet-i kerime var. Tam on iki derstir bu ayetlerden bir kısmını naklediyoruz. Artık bu kadarı kâfi görüyor ve daha fazlasına ihtiyaç duymuyoruz. Aslında yazdıklarımızı dahi fazla buluyoruz. Çünkü bizler bir Müslüman’ın “Allah geleceği bilmez.” itikadını taşıyabileceğine inanmıyor ve inanmak istemiyoruz. Evet, bu sözü söyleyen kişiler var. Ancak onlar amaçları dini ihya değil, ifsat etmek… Bizler bir Müslüman’ın, ne kadar da cahil olsa, onların bu sözüne kanacağına ihtimal vermiyoruz.

Ayrıca sadece Kur’an’dan delilleri yazdık. Hadis-i şeriflerden deliller getirmedik. Halbuki Kur’an’dan sonra en sağlam kaynak olan Kütüb-i Sitte’de meselemize delil olacak onlarca hadis-i şerif var. Bunları kaydetmedik, çünkü Kur’an’ın ayetlerini inkâr edecek kadar haddi aşanlara, hadisten delil getirmek beyhudedir. Ayetleri inkâr edenler, hadislere ne yapmaz ki? Senetlerine bile bakmadan bir çırpıda “Uydurma!..” der, bir kenara atıverir.

Yine tefsirini yaptığımız ayetlerde görüşlerini naklettiğimiz müfessirler müstesna, alimlerden de nakil yapmadık ve bu konudaki icmayı da göstermedik. Zira onlar zaten icmaya ve alimlere inansalar, bu batıl sözü söylemezlerdi. Ayeti inkâr eden ve ayetleri nefsine göre tevil eden, hangi alime inanır, kimin sözüne itibar eder? O ancak Allah’ın geleceği bildiğini ölünce anlayacaktır ki, o zaman da iş işten geçmiş olacaktır.

Sevgili kardeşlerim, bu dersimizi burada tamamlayalım. Eserimizin bundan sonraki kısmında,  “Allah geleceği bilmez.”diyenlerin ileri sürdükleri sözde delillere, daha doğrusu safsatalara cevap vereceğiz. Bir sonraki derste buluşuncaya kadar, hepiniz Allah’a emanet olunuz.

PAYLAŞ:
Bu yazıya oy ver
Yorum yok

Yorum Yap