“Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır.” Hz. Muhammed (S.A.V.)
Ana SayfaRisale-i NurSözler9.Söz İzahlar2-) Namazın manası, Cenab-ı Hakk’ı tesbih ve tazim ve şükürdür. Yani, celaline karşı kavlen ve fiilen “Sûbhanallah” deyip takdis etmek; hem kemaline karşı lafzen ve amelen “Allahû Ekber” deyip tazim etmek; hem cemaline karşı kalben ve lisanen ve bedenen “Elhamdülillâh” deyip şükretmektir.

2-) Namazın manası, Cenab-ı Hakk’ı tesbih ve tazim ve şükürdür. Yani, celaline karşı kavlen ve fiilen “Sûbhanallah” deyip takdis etmek; hem kemaline karşı lafzen ve amelen “Allahû Ekber” deyip tazim etmek; hem cemaline karşı kalben ve lisanen ve bedenen “Elhamdülillâh” deyip şükretmektir.

Mezkûr ifadede namazın manası şöyle izah edilmiştir:
1- Namaz, Cenab-ı Hakk’ı tesbih etmektir. Yani Allah-u Teâlâ’nın celaline karşı kavlen ve fiilen “Sûbhanallah” demektir.
2- Namaz, Cenab-ı Hakk’ı tazim etmektir. Yani Allah-u Teâlâ’nın kemaline karşı lafzen ve amelen “Allahû Ekber” demektir.
3- Namaz, Cenab-ı Hakk’a şükür etmektir. Yani cemaline karşı kalben, lisanen ve bedenen “Elhamdülillâh” demektir.
Burada birkaç meseleyi izah edelim:
1- Tesbih etmede “kavlen ve fiilen” denilmiş; tazim etmede “lafzen ve amelen” denilmiş; şükür etmede ise “kalben, lisanen ve bedenen” denilmiştir. Bu ifadelerdeki “kavlen”, “lafzen” ve “lisanen” kelimeleri aynı manadadır. Yine “fiilen”, “amelen” ve “bedenen” kelimeleri de aynı manadadır. Aynı kelime yerine, aynı manayı ifade eden farklı kelimelerin kullanılması ise “tefennün” içindir. Tefennün, söz söyleme sanatı olan belagatta bir sanattır. Muhatabı sıkmamak için, aynı kelimeleri kullanmak yerine, aynı manaya gelen farklı kelimeler kullanılır. Üstadımız bu sanatı eserlerinde sıklıkla kullanmıştır. Risale-i Nur’ların onlarca defa okunmasına rağmen bıktırmayışının bir sebebi de budur. Üstadımız aynı manayı hep farklı kelimeler ile ifade eder. Bu sayede lafza ünsiyet gerçekleşmez.
O hâlde Üstadımızın mezkûr ifadesini şöyle sadeleştirebiliriz: Namazın manası, hem kavlen hem fiilen, Cenab-ı Hakk’ın celaline karşı “Sûbhanallah” deyip takdis etmek; kemaline karşı “Allahû Ekber” deyip tazim etmek; cemaline karşı da “Elhamdülillâh” deyip şükretmektir.
2- Celaline karşı kavlen ve fiilen “Sûbhanallah” deyip takdis etmek.
Cenab-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarını üçe ayırmak mümkündür. Celalî olanlar, cemalî olanlar ve kemalî olanlar…
Cenab-ı Hakk’ın büyüklüğüne ve azametine işaret eden isimler celal silsilesinin isimleridir. Bu isimlere örnek olarak: Kebir, Aziz, Müteâl, Cebbar, Mütekebbir, Kahhar, Celil, Müntakim ve Azim isimlerini sayabiliriz. Bütün bu isimlerde ve bu isimlerin tecelli ettiği yerlerde Allah-u Teâlâ’nın büyüklüğü ve azameti gözükmektedir.
İşte namaz, Allah-u Teâlâ’nın celaline karşı hem dil ile hem de fiil ile “Sûbhanallah” deyip Allah-u Teâlâ’yı cümle kusurdan takdis etmektir. Yani Allah’ın büyüklüğünün bütün kusur ve noksanlardan beri olduğunu ilan etmektir. “Sûbhanallah” sözü, bu ilanın kavlî ifadesidir. Namazın rükû, secde ve kıyamı da bu takdisin fiili ilanıdır.
Yani namaz şöyle demektir: “Ya Rab! Sen o kadar yücesin ve büyüksün ki, işte senin huzurunda iki büklüm oluyorum. Bu hâlim ile senin büyüklüğün karşısında küçülüyor, celalinin karşısında eğiliyor ve azametinin karşısında secdeye gidiyorum. Ve bu hâlimi “Sûbhanallah” sözümle de kavlen ilan ediyorum.”
3- Kemaline karşı lafzen ve amelen “Allahû Ekber” deyip tazim etmek.
Allah-u Teâlâ bütün kemal sıfatlar ile muttasıftır. Mesela Âlim’dir, olmuş ve olacak her şeyi bilir. Kadir’dir, gücü her şeye yeter; cenneti bir çiçek kolaylığında yaratır. Basir’dir, her şeyi görür; hiçbir şey onun görüşünden gizlenemez. Semi’dir, her sesi işitir; hatta kalbin en gizli sesini dahi duyar…
İşte namaz, Cenab-ı Hakk’ın idrakten âciz kaldığımız bu sonsuz kemaline karşı tazimdir. “Allahû Ekber” sözü, bu tazimin lafzen ilanıdır. Bu lafız ile kul der ki: “Ya Rab! Sen her şeyden daha büyüksün! Senin kudretin, ilmin, görmen, işitmen, irade etmen… nihayetsizdir. Senin kemalini hakkıyla anlamaktan ve idrak etmekten âcizim. Bu âcziyetimi ilan ediyorum ve kemalinin büyüklüğüne karşı sadece “Allahû Ekber” diyebiliyorum.
Namazın ef’al ve erkânı da bu tazimin ilanıdır. Kul kıyamda ellerini bağlamış bir hâlde dururken, belini bükmüş rükûda beklerken, tevazu ile secdeye giderken ya da alnını secdeye koymuş beklerken âdeta Allah’ın kemaline karşı tazim eder ve manen “Allahû Ekber” der.
4- Cemaline karşı kalben ve lisanen ve bedenen “Elhamdülillâh” demek.
Cenab-ı Hak bütün güzelliklerin menbaı ve kaynağıdır. Şu âlemin bütün güzelliği, Cemal-i Baki olan Rabbimizin güzelliğinin zayıf bir gölgesidir. Hatta cennet dahi bütün şaşası ve güzelliği ile birlikte Rabbimizin güzelliğinin sadece zayıf bir parıltısıdır.
İşte namaz, Rabbimizin bu güzelliğine ve bize karşı cemalî isimleriyle muamele etmesine mukabil bir şükürdür. Bu şükür hem “Elhamdülillâh” sözünde hem de namazın ef’al ve erkânında mevcuttur.
Efendimiz’den nakledilen şu hadis-i şerifler, namazın nasıl bir şükür olduğunu beyan buyurmaktadır:
“Her birinizin her bir eklemi için günde bir sadaka vermesi gerekir. İşte bu sebeple her tesbih bir sadaka, her hamd bir sadaka, her tehlil (lâ ilâhe illallah demek) bir sadaka, her tekbir bir sadaka, iyiliği tavsiye etmek sadaka, kötülükten sakındırmak sadakadır. Kuşluk vakti kılınan iki rekât namaz bunların yerini tutar.” (Riyâzü’s Sâlihîn)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) namazı bir şükür vesilesi olarak görmüştür. Zira Hz. Aişe (r.a.)’den rivayet edilmiştir ki:
Peygamberimiz (s.a.v.) geceleyin kalkıp ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Bunun üzerine ona: “Ya Resulallah! Senin geçmiş ve gelecek bütün hataların bağışlandığı hâlde niye böyle kendini yoruyorsun?” dedim. Bana cevaben: “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdu. (Buhari, Teheccüd 6; Müslim, Münâfikîn 79-81)

PAYLAŞ:
Bu yazıya oy ver
Yorum yok

Yorum Yap