“Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır.” Hz. Muhammed (S.A.V.)
Ana SayfaAkaidŞefaat20. Bölüm: 10. Soru-Cevap

20. Bölüm: 10. Soru-Cevap

Sevgili kardeşlerim, şefaati inkar edenlerin sözde delillerine cevap vermeye devam ediyoruz. Cevap vereceğimiz Onuncu Delilleri şöyle:

– Onlar diyorlar ki: Enbiya suresi 28. ayette şöyle buyrulmuştur: “Onlar ancak Allah’ın razı olduğu kimseye şefaat edebilirler.” Bu ayet, şefaatin olmadığına delildir. Zira şefaat sadece Allah’ın razı olduğuna edilebilecektir. Fasık -yani günahkar- ise razı olunan kişi değildir. Bu durumda da ona şefaat edilememesi gerekir.

İşte onlar böyle diyorlar: Şefaat Allah’ın razı olduklarına edilebilecekmiş; fasık ise kendisinden razı olunan kişi değilmiş; dolayısıyla fasığa yani günahkara şefaat edilemezmiş…

Meseleyi izah ettiğimizde, bu sözün nerden çıktığını çok iyi anlayacaksınız. Şimdi biraz itikat dersi yapalım:

Bizler Ehl-i sünnet itikadına sahibiz. Bizim itikadımızda, büyük günah işleyen küfre girmez ve kafir olmaz. Mutezileye göre ise, büyük günah işleyen kafir olur. Mutezilenin, büyük günah işleyeni kafir görmesinden dolayı halletmesi gereken bazı meseleleri vardır. Bunlardan biri de şefaattir. Şefaat o kadar çok delille sabittir ki, inkarı mümkün değildir. Ancak Kur’an’ın anlattığı şefaati, Mutezilenin kabul etmesi de mümkün değildir. Çünkü şefaat, büyük günahları sebebiyle cehenneme gidecek ya da gitmiş kulların affı için Allah’a dua etmektir. Mutezile bu şefaati kabul edemez. Çünkü Mutezile, büyük günah işleyeni kafir görmektedir. Kafir için de cehennemden çıkış yoktur.

Şimdi Mutezile, cehennemden çıkartılma manasındaki şefaati kabul etse… o zaman ona şöyle denilir: Hani büyük günah işleyen kafirdi. Kafir cehennemden çıkamaz ve ona şefaat edilemez. Eğer büyük günah sahibine şefaat edilebiliyorsa ve cehennemden çıkıyorsa, büyük günah işleyen kafir olamaz.

İşte onlara böyle denilir. Bu durumda Mutezile şefaati inkar edemiyor, çünkü Kur’an’da ve hadiste onlarca delil var. Ama şefaati kabul de edemiyor, çünkü büyük günah işleyene kafir diyor. Kafirler hakkında da şefaat mümkün değildir.

Mutezile bu iki cihetten sıkışmış iken, kendilerine şöyle bir çıkış yolu buluyorlar ve diyorlar ki: Şefaat haktır. Ancak şefaat cehennemden çıkartılmak değil; cennetteki derecenin yükseltilmesidir.

Böyle dediklerinde, hem büyük günah sahiplerinin kafir olduğu itikadında devam edebiliyorlar hem de şefaatle ilgili ayetleri yalandan da olsa izah ediyorlar.

Şimdi bir parantez açayım: Mehmet Okuyan’ın: “Şefaat, cennete gitmiş insanların cennette derecelerinin artırılmasıdır.” sözünün manasını şimdi anladınız mı?

Mehmet Okuyan Muteziledir. Mutezilenin görüşünü anlatıyor. Bizim garip Müslüman da her şeyden habersiz ona inanıyor… Burada bu meseleyi uzatmıyor, sadece Mehmet Okuyan’ı dinleyenleri uyarmakla ve onun Mutezile inancında olduğunu bildirmekle yetiniyorum.

Biz tekrar meselemize dönelim:

Mutezile, büyük günah işleyene kafir dediği için şefaati büyük günah sahipleri hakkında kabul edemiyor. Çünkü büyük günah işleyen kafirse, kafire şefaat yoktur ve kafir cehennemden çıkamaz. Bu sebeple, şefaati cennete girecek kimselerin derecelerinin artırılması olarak izah ediyor.

Biz Ehl-i sünnet ise diyoruz ki: Hayır, büyük günah işleyen kafir değil, fasıktır. Ve şefaat büyük günah sahipleri içindir. Biz onlar gibi meseleyi dolandırmak zorunda değiliz. Çünkü onların büyük günah işleyenlere kafir demesi, şefaati böyle izah etmelerine zorluyor. Bizim ise böyle batıl bir itikadımız yok.

Buraya kadar anlattığımız anlaşıldıysa, şimdi başa dönelim:

Mutezile diyordu ki: Şefaat sadece Allah’ın razı olduğuna edilebilecektir. Fasık -yani günahkar- ise razı olunan kişi değildir. Bu durumda da ona şefaat edilememesi gerekir.

Mutezilenin niçin böyle dediğini herhalde anladınız. Çünkü onlara göre günah işleyen kafirdir; kafirden de Allah razı değildir.

Lakin ey Mutezile! Bize göre fasık, kafir değildir! Pekâlâ fasıktan da Allah razı olabilir. Belki onun günahları çoktur, lakin bu günahları sebebiyle kafir olmaz. Belki onun Allah’ı razı edecek bir ameli vardır. Mesela, belki zalim bir sultan karşısında hakkı söylemiştir. Belki anne babasına çok hizmet etmiştir. Belki de bir köpeğe çölde su vermiştir… Bu ameller terazide küçük gibidir, lakin Allah bazen zerre gibi bir ameli, yıldız gibi büyütür. Hoşnut olduğu bir amel sebebiyle kulunun günahlarını örter. Bununla ilgili Kur’an’da onlarca ayet var. Bu ayetleri ileride, “Büyük günah işleyen kafir olmaz.” meselesinde anlatacağımızdan, burada konuyu uzatmamak için bu kapıyı açmıyoruz.

Sözün özü: “Fasık, razı olunan kişi değildir.” iddiası batıldır ve Mutezilenin büyük günah işleyeni kafir görmesinden dolayı söylenmiştir. Biz de diyoruz ki: Fasık da pekâlâ Allah’ın rızasını celb edecek bir amel yapabilir. Zatında küçük olan o amel, ihlasla yapılmışsa rahmet-i ilahiyeyi celb eder ve Allah o kulundan razı olur. Razı olunca da şefaat edilmesine izin verir. Mesele bu kadar basittir.

Sevgili kardeşlerim, bu zor meseleyi bir defa okumakla anlayamamış ya da ben anlatamamış olabilirim. Metni dikkatle okumanızı tavsiye ediyorum. Unutmayın, itikada dair meseleler çok önemlidir. Bunlara zaman ayırmak da inşallah imanımızın muhafazası hususunda fiili bir dua hükmüne geçer. Bu dersimizi burada noktalayalım ve şimdi şefaati inkar edenlerin On Birinci Delillerini tahlil edelim.

PAYLAŞ:
Bu yazıya oy ver
Yorum yok

Yorum Yap