“Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır.” Hz. Muhammed (S.A.V.)
Ana SayfaAkaidKabir Hayatı20. Bölüm: Kabir hayatını inkar edenlerin sözlerine cevap: 9

20. Bölüm: Kabir hayatını inkar edenlerin sözlerine cevap: 9

Kabir hayatını inkar edenlerin sözlerine cevap vermeye devam ediyoruz. Cevabını vereceğimiz Dokuzuncu Sözleri şu: Onlar diyorlar ki:

– Âli İmran suresi 185. ayette şöyle buyrulmuştur: “Her canlı ölümü tadacaktır. Ve ancak kıyamet günü, yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir.”

– Kur’an, bu ve benzeri ayetleriyle, amellerimizin sevabının kıyamet günü ödeneceğini beyan buyurmaktadır. Hâlbuki kabir hayatı inanışına göre, amellerimizden dolayı kabrimiz, cennet bahçelerinden bir bahçe olmaktadır. Bu inanış, amellerimizin sevabının kıyamet gününden önce ödeneceği anlamına gelir. Bu da mezkûr ayetin ifadesine zıttır.

Onlar böyle diyorlar, biz de onların bu sözlerine hayret ediyor ve iddialarını ispat hususunda ne kadar aciz kaldıklarını görüyoruz. Onlar diyorlar ki: Ayette “mükâfatın kıyamet günü verileceği” bildirilmiş, o halde kabir hayatı olmamalı ve orada mükâfat verilmemeliymiş. Eğer kabir hayatı olur ve orada mükâfat verilirse ayetin “Mükâfat kıyamet günüdür.” ifadesine ters düşermiş. Yani şimdi şu delil midir?

Bir ilim adamı böyle delil getirir mi, buna şaşıyorum… Gerçi bunlar zaten ilim adamı değil. Bu yüzden şaşırmak da beyhudedir. Şimdi size soruyorum: Kur’an’ın, “Mükâfat kıyamet günündedir.” Sözünden, o gün gelmeden önce kimseye zerre miktar mükâfat verilmez manası mı anlaşılır?

Yahu, şu aldığımız nefes, yediğimiz yemekler, giydiğimiz elbiseler, oturduğumuz meskenler ve saymakla bitmeyecek şu nimetler, Rabbimizin bir hediyesi ve mükâfatı değil midir? Yine Kur’an’da kıssaları geçen peygamberlerin ve onların kavimlerinin, zalimlerin zulmünden kurtarılmaları bir mükâfat değil midir? Bir sıkıntıya düşüp el açtığımızda ve Rabbimize yalvardığımızda, bizlere yapılan lütuf ve o sıkıntının giderilmesi, duanın bir mükâfatı değil midir? Yapmış olduğumuz ibadetlerden ve salih amellerden dolayı, işlerimizin kolaylaştırılması, rızkımızın bereketlendirilmesi, musibetlerin önüne geçilmesi, hepsi birer mükâfat değil midir?

Şimdi, ayet-i kerimedeki, “Yaptıklarınızın karşılığı Kıyamet günü size verilecektir.” ifadesini mutlak kabul ederek, Rabbimizin bu dünyada bize yapmış olduğu bütün ihsanları ve verdiği bütün mükâfatları inkâr mı edicez? Elbette edemeuiz. Eee, mükâfat dünyada oluyor da kabirde niye olmasın?

“Kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir.” ifadesi, asıl ve ebedi mükâfatın ahirette olduğunu beyan etmektedir. Yoksa kabirdeki mükâfatı reddetmez. Evet, asıl mükâfat ahirettedir. Çünkü cennet oradadır. Ama bu ifade, ahiretten başka hiçbir yerde mükâfat verilmeyecektir, anlamına gelmez.

Şimdi bunu Kur’an’dan bazı ayetlerle ispat edelim:

Yusuf suresi 22. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur:

وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ  O (Hz. Yusuf) ergenlik çağına gelince  آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا  kendisine ilim ve hikmet verdik  وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ İşte biz, güzel iş yapanları böyle mükâfatlandırırız.

Bakın, bu ayette, Hz. Yusuf’un daha bu dünyadayken mükâfatlandırıldığından bahsedilmektedir.

Bakara suresi 57. ayet-i kerimede, İsrailoğullarına hitaben şöyle buyrulmuştur:

وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْغَمَامَ  Bulutu üzerinize gölge yaptık  وَأَنْزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى  ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik   كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ size rızık olarak verdiğimiz temiz şeylerden yiyiniz.

Bakın, bu ayette de Hz. Musa’nın kavmine, Hz. Musa’ya inanmalarından ve imandaki sebatlarından dolayı yapılan ikramlardan bahsedilmektedir. Hani mükâfat sadece kıyamet günü olurdu? Şimdi siz, Hz. Musa’nın kavmine yapılan bu iyiliklere, amellerinin mükâfatı demeyeceksiniz de ne diyeceksiniz?

Kur’an’da bu ayetler gibi daha birçok ayetler vardır ki, salih kulların, iman ve sabırlarından dolayı, bu dünyada gördüğü mükâfatlar anlatılır. Ve ayetlerin sonu: “İşte biz onları böylece mükâfatlandırdık.” şeklinde biter. Şimdi bütün bu ayetleri yok mu kabul edeceğiz?

“Mükâfatın kıyamet günü olduğunu” beyan eden ayetleri, “Bu dünyada ve kabirde hiç mükâfat yoktur.” manasıyla tefsir edemeyiz. Zaten bu dünyada Rabbimizin nice mükâfatlarını görüyoruz. Hatta yaptığımız bir iyiliğe karşı, hiç beklenmedik yerden bir ihsan bize ulaştığında: “Fesubhanallah, şu iyiliği yaptım, hemen mükâfatı geldi.” diyoruz. Kim hayatına baksa, bunun onlarca örneğini görür.

Sözün özü: “Kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir.” ayeti, ne bu dünyada mükâfatın olmayacağına ne de kabirde verilmeyeceğine delalet etmez. Ancak şuna delalet eder ki: Mükâfatın en büyüğü ahirettedir, o da cennet ve cemalullah, yani Allah’ı görmektir. Bu mükâfata kıyasla da diğer mükâfatların hiçbir kıymeti yoktur.

Sevgili kardeşlerim, bu dersimize de burada noktalayalım. Bir sonraki dersimizde kabir hayatını inkar edenlerin Onuncu Sözlerine cevap vereceğiz…

PAYLAŞ:
Bu yazıya oy ver
Yorum yok

Yorum Yap