“Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır.” Hz. Muhammed (S.A.V.)
Ana SayfaAkaidŞefaat31. Bölüm: Mehmet Okuyan’a cevap

31. Bölüm: Mehmet Okuyan’a cevap

Bundan önce, yirmi altı bölümde İslam’ın temel kaynaklarına göre “Şefaatin Hak” olduğunu ve dört bölümde de şefaati inkar eden Mustafa İslamoğlu’nun şefaat hakkındaki dört sözünü tahlil etmiş ve sözlerinin Kur’an’dan ne kadar uzak olduğunu göstermiştik. Bu derste ise şefaati inkar eden Mehmet Okuyan’ın sözlerini tahlil edeceğiz. Tahlil edeceğimiz ilk sözü şu:

Mehmet Okuyan:  “Genelde bilinen kavram şefaatin cehennemden alınıp cennete postalama kurumu olduğudur. Kelimenin böyle bir anlamı yok. Kelimenin anlamı Fecr Suresinde çok net görünür. Orada  وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ  diye geçer.  شَفْع  bir olanın iki olması demektir. Yani şefaat vardır. Ancak cehennemden çıkarıp cennete gönderme değil. Şefaat cennete gitmiş insanların cennette derecelerinin artırılmasıdır.”

Mehmet Okuyan böyle diyor.

Şimdi de Bayraktar Bayraklı’ya kulak verelim:

– Makam değişikliği. Şefaat bu.

Bayraktar Bayraklı da Mehmet Okuyan gibi aynı sözü söylüyor. Peki, bu söz aslında kime ait? Bu söz, Şia’nın itikatta mezhebi olan Mutezile‘ye ait. Mutezile şefaati, cennette derecelerin artırılması olarak kabul eder. Bu Mehmet Okuyan ve Bayraktar Bayraklı da Mutezile’nin sözünü almış bizlere satıyor.

İlk önce, Mutezile şefaati niçin “cennetteki derecelerin artırılması” olarak kabul ediyor, bunun izahını yapalım. Sonra Mehmet Okuyan ve Bayraktar Bayraklı’ya bir çift sözümüz olacak.

Bizler Ehl-i sünnetiz. Bizim itikadımıza göre, büyük günah işleyen küfre girmez ve kafir olmaz. Şia’nın itikatta mezhebi olan Mutezile’ye göre ise büyük günah işleyen kafir olur.

Yani Mutezileye göre içki içen, kumar oynayan, zina yapan ve diğer büyük günahları işleyenler, tevhidi kalbiyle tasdik ve diliyle ikrar etse de kafirdir ve ahirette kafirler gibi ebedi cehennemde kalacaktır.

Mutezilenin, büyük günah işleyeni kafir görmesinden dolayı halletmesi gereken bazı meseleler vardır. Bunlardan biri de şefaattir. Şefaat o kadar çok delille sabittir ki, inkarı mümkün değildir. Ancak Kur’an’ın anlattığı şefaati Mutezilenin kabul etmesi de mümkün değildir. Çünkü şefaat, büyük günahları sebebiyle cehenneme gidecek ya da gitmiş kulların affı için Allah’a dua etmektir. Mutezile bu şefaati kabul edemez. Çünkü Mutezile büyük günah işleyeni kafir görmektedir. Kafir için de cehennemden çıkış yoktur.

Eğer Mutezile cehennemden çıkartılma manasındaki şefaati kabul etse, o zaman ona şöyle denilir: Hani büyük günah işleyen kafirdi. Kafir cehennemden çıkamaz ve ona şefaat edilemez. Eğer büyük günah sahibine şefaat edilebiliyorsa ve cehennemden çıkıyorsa, büyük günah işleyen kafir olamaz.

İşte Mutezileye böyle denilir. Bu durumda, Mutezile şefaati kabul edemiyor, çünkü büyük günah işleyene kafir diyor. Kafirler hakkında şefaat mümkün değildir. Ama şefaati inkar da edemiyor; çünkü Kur’an’da ve hadiste onlarca delili var.

Mutezile bu iki cihetten sıkışmış iken, kendilerine şöyle bir çıkış yolu buluyorlar ve diyorlar ki: Şefaat haktır. Ancak şefaat cehennemden çıkartılmak değil; cennetteki derecenin katlanmasıdır.

Böyle dediklerinde, hem büyük günah sahiplerinin kafir olduğu itikadında devam edebiliyorlar, hem de şefaatle ilgili ayetleri yalandan ve zorlama da olsa izah ediyorlar.

Biz Ehl-i sünnet ise diyoruz ki: Hayır, büyük günah işleyen kafir değil, fasıktır. Ve şefaat büyük günah sahipleri içindir. Biz onlar gibi meseleyi dolandırmak zorunda değiliz. Çünkü onların büyük günah işleyenlere kafir demesi, şefaati böyle izah etmelerine zorluyor. Bizim ise böyle batıl bir itikadımız yok.

Mutezile, şefaatin, cennetteki derecelerin katlanması manasında olduğuna inanmak zorunda kalınca delil aramaya başlar. Ancak işleri kolay değildir. Çünkü ne Kur’an’da, ne de hadislerde şefaate böyle bir mana verilmemiştir. Davalarını ispatta son derece aciz kalan Mutezile sonunda dedi ki, şefaat kelimesinin kökü “çift” manasındaki  شفْع kelimesidir. İşte bu kökten türeyen “şefaat” kelimesi, cennet ehlinin derecesinin çift olması yani katlanması manasına gelir.

Gördünüz mü iş nerden nereye geldi?.. Mutezile şefaatin manasını araştırıp bu neticeye ulaşmadı. Önce günah işleyen Müslümanı kafir kabul etti. Sonra bu itikadın bir neticesi olarak, günah işleyen Müslümanlara şefaat edilemeyeceğini kabul etti. Sonra da “O zaman biz şefaati cennet ehli hakkında düşünelim.” diyerek şefaate bilmecburiye bu yanlış manayı yükledi. Buldukları delil de kelimenin kökünün “çift” manasında olmasıymış.

Bakın, Mutezile’nin sözünün aynısını Mehmet Okuyan ve Bayraktar Bayraklı diyor. Hatta Mehmet Okuyan, Mutezilenin gösterdiği delilin aynısını gösteriyor…

Kardeşlerim, Mehmet Okuyan Muteziledir. Zaten kendisinin orjinal bir fikri de yoktur. Mutezilenin kitaplarını okur, yarım yamalak anlatır.

Biz, Mutezilenin sözde delil olarak gösterdiği  شفْع kelimesinin izahını eserimizin 21. videosunda yaptık. Orada çok detaylı izah ettiğimiz meseleyi burada tekrar etsek uzun kaçar. Dileyenler sitemize girip, Şefaat isimli eserimizin Yirmi Birinci videosunu seyredebilirler… Bizim buradaki amacımız, Mutezileye cevap vermek değil, cevabımızı zaten Yirmi Birinci videoda verdik.

Buradaki amacımız Mehmet Okuyan’ın Mutezile olduğunu ve Mutezilenin görüşlerini anlattığını ispat etmek. Bu yüzden işin bu cihetine bakıyoruz.

Şimdi Mehmet Okuyan ve Bayraktar Bayraklı’ya şu sözleri söylemek istiyorum:

Ey Mehmet Okuyan, kendi buluşun gibi anlattığın şeyler, Şia’nın itikatta Mezhebi olan Mutezile’nin görüşüdür. Sen hangi akla hizmetle, Mutezile’nin görüşlerini Ehl-i sünnet itikadına sahip olan bir topluma anlatıyorsun? Mutezileyi okuyacağına biraz Ehl-i sünnet alimlerinin kitaplarını okusaydın meselenin hakikatini öğrenir, sapmaktan ve sapıtmaktan kurtulurdun.

Şimdi de Mehmet Okuyan ve Bayraktar Bayraklı’yı dinleyen kardeşlerime sesleniyorum:

Kardeşlerim, birisi size: “Şia olun” dese hemen ona karşı çıkar, hatta bunu bir hakaret kabul edersiniz. Lakin Mehmet Okuyan sizi yavaş yavaş Şia’nın itikatta mezhebi olan Mutezile’den yapmaya çalışıyor, dikkatli olunuz.

Bir de dersiniz ki: “Adam ne güzel Kur’an’dan konuşuyor ya!” Kardeşlerim, Allah amele ait kusurları affedebilir, ancak itikada ait kusurları affetmiyor. O zaman itikadınızı hırsızlardan muhafaza edin. Her önüne Kur’an’ı alıp konuşana hemen inanmayın. İtikadınızın delillerini Ehl-i sünnet alimlerinin kitaplarından öğrenin. Yoksa Mehmet Okuyan gibi Bayraktar Bayraklı gibi birisi gelir, sizi Şia yapar, Mutezile yapar da farkına bile varamazsınız.

Mehmet Okuyan’ın şefaate dair Birinci sözünün tahlilini burada noktalayalım ve şimdi İkinci sözünün tahliline geçelim

PAYLAŞ:
Bu yazıya oy ver
Yorum yok

Yorum Yap