“Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır.” Hz. Muhammed (S.A.V.)

9-) Dördüncü Hakikat

Üstadımız 4. Hakikatte ahiretin varlığına iki farklı pencere açmıştır:
1- Cenab-ı Hakk’ın cömertliğinin ahireti iktizası.
2- Cenab-ı Hakk’ın sermedi cemalinin ve ebedî kemalinin ahireti iktizası.
Bizler ilk önce cömertliğin ahireti iktizasından, daha sonra da cemal ve kemalin ahireti iktizasından bahsedeceğiz.
CÖMERTLİK DELİLİ
Hiç mümkün müdür ki nihayetsiz bir cömertlik ve ikram, tükenmez servet ve bitmez hazineler; baki bir saadet diyarını ve ebedî bir ziyafet mahallini ve içinde daimî bulunacak muhtaç misafirleri istemesin ve bu fâni dünya ve içindeki fâni misafirlerle yetinsin? Hayır, asla! Zira bu dünya, o cömertliğe ve ikrama hakiki mahal olamamakta, belki o cömertliğin milyon cüzünden ancak bir cüzüne mazhar olabilmektedir.
İşte bu hâl ispat eder ki, bu dünyaya sığmayan o cömertliğin, hakkıyla gözükebileceği baki bir memleket ve o baki memlekette iskân edecek baki misafirler olmalıdır ve vardır.
Bu delili yine iki başlıkta inceleyeceğiz:
1. BASAMAK: KÂİNATTA GÖZÜKEN CÖMERTLİK VE BU CÖMERTLİĞİN SAHİBİ KİMDİR?
Kim şu âleme dikkat ile baksa görür ki, bu âlemde nihayetsiz bir cömertlik eli işliyor. Buna delil mi istersin? O hâlde bak!
• Dünya yüzünü bu kadar süslü sanat eserleriyle süslendirmek,
• Güneş’i bir lamba ve Ay’ı bir kandil yapmak,
• Yeryüzünü bir sofra-i nimet yaparak yiyeceklerin en güzel çeşitleriyle doldurmak,
• Meyveli ağaçları birer kap yapıp her mevsimde birçok defalar bu kapları tecdit etmek,
• Zehirli bir böceğin eliyle bal gibi tatlı bir taamı yedirip ipek böceğinin eliyle ipek gibi yumuşak bir elbiseyi giydirmek,
• Koyun, keçi, inek gibi hayvanları âdeta bir süt fabrikası yapmak,
• Kemik gibi kuru ağaçları cennet hurileri tarzında süsleyip o incecik dallarına gayet nakışlı ve müzeyyen çiçekler takmak,
• Her bir mahluku yoktan icat edip o mahluka son derece kıymetli aza ve cihazları takmak… Elbette, hadsiz bir cömertliği ve nihayetsiz bir ikramı gösterir.
Bilmiyoruz, acaba şu âlemdeki cömertliği anlatmaya gerek var mıdır? Acaba insan, değil âleme, sadece kendine baksa ve kendisine takılan cihazları, azaları, duyguları ve latifeleri tefekkür etse o cömertliği ve ikramı tasdik etmeyecek midir?
O hâlde şimdi soralım:
• Kimdir bu cömertliğin ve ikramın sahibi?
• Kim dünya yüzünü böyle süslü sanat eserleriyle donatmış?
• Kim Güneş’i bir lamba ve Ay’ı kandil yapmış?
• Kim şu yeryüzünü bir sofra ve baharı bu sofraya bir gül destesi yapmış?
• Kim ağaçları çiçeklerle, meyvelerle ve yapraklarla süslemiş?
• Kim zehirli bir böcekten balı çıkarıyor ve elsiz bir böcek ile ipeği giydiriyor?
• Kim hayvanları bizlere bir süt çeşmesi yapan?
• Kim şu hadsiz mahlukları yoktan icat ederek, her türlü aza ve cihazlarla onları teçhiz eden?
• Kim? Kim? Kim?
Allah’tan başka bu ‘kim’lere verilebilecek bir cevap var mıdır? Allah’tan başka kim vardır ki, mahlukatına böyle cömertçe muamele etsin ve onların her türlü ihtiyacını görüp onlara ikram etsin? Allah’tan başka kimde vardır böyle tükenmez hazineler ve bitmez servetler?
İşte nasıl ki Güneş’in ışığı, Güneş’in vücudunu ispat ediyor ve Güneş’i gösteriyor. Aynen bunun gibi, şu misilsiz cömertlik ve hadsiz ikram dahi, perde arkasındaki bir zatı “Cevvad” (cömert) ve “Gani” (zengin) isimleriyle bizlere tanıttırıyor ve O’nun vücudunu ispat ediyor.
Şimdi sıra geldi, bu cömertliğin ahireti gerektirmesine…
2. BASAMAK: CÖMERTLİĞİN AHİRETİ GEREKTİRMESİ
Böyle nihayetsiz bir cömertlik ve ikram, öyle tükenmez hazineler ve rahmet, hem daimî hem arzu edilen her şey içinde bulunan bir ziyafet diyarını ve saadet mahallini ister. Hem kat’i ister ki, o ziyafetten lezzetlenenler, o mahall-i saadette devam etsinler, ebedî kalsınlar. Ta ayrılık ve ölüm ile elem çekmesinler. Çünkü elemin bitmesi lezzet olduğu gibi, lezzetin bitmesi dahi elemdir. Öyle bir cömertlik ise, böyle bir elem çektirmek istemez.
Demek, nihayetsiz bir cömertlik ve bitmez, tükenmez hazineler ebedî bir cenneti ve içinde ebedî muhtaçları ister. Çünkü nihayetsiz cömertlik, nihayetsiz ihsan etmek ve nimetlendirmek ister. Nihayetsiz ihsan ve nimetlendirmek ise bu ihsana mazhar olan şahsın devam-ı vücudunu ister. Yoksa ölüm ile acılaşan cüz’i bir lezzetlenme, hem de kısacık bir zamanda, öyle bir cömertliğin muktezasıyla kabil-i tevfik değildir.
Madem o nihayetsiz cömertlik, nihayetsiz bir ikram ve ikram edeceği zatların bekasını istiyor. Hâlbuki şu misafirhane-i dünyada görüyoruz ki, herkes çabuk gidip kayboluyor. O cömertliğin ve ihsanın ancak az bir parçasını tadıyor, iştihası açılıyor; fakat doymadan gidiyor. O hâlde başka ve baki bir memleket olmalıdır ve o memleketin baki misafirlerine nihayetsiz ikram ve ihsan edilmelidir, ta ki bu cömertlik hakkıyla tezahür edebilsin.
Şimdi bu delilde öğrendiklerimizi maddeleyerek bir daha tefekkür edelim:
1. Şu âlemde nihayetsiz bir cömertlik ve hadsiz bir ikram görünmektedir.
2. Bu nihayetsiz cömertlik ve ikram ispat eder ki, perde arkasında bir zat ve O’nun bitmez ve tükenmez hazineleri vardır.
3. Bitmez ve tükenmez hazineler ve nihayetsiz bir cömertlik, elbette nihayetsiz bir şekilde ikram etmek ister.
4. Nihayetsiz ikram edebilmek için de hem misafirhanenin hem de misafirhanedeki muhtaç misafirlerin devam-ı vücudları gerekir.
5. Dünya ise bahsedilen misafirhane olamaz, zira hem kendisi fânidir hem de içindeki misafirler fânidir.
6. O hâlde başka bir memleket olmalıdır. O baki memlekette baki misafirler olmalı ve şu göz önündeki cömertliğin sahibi olan zat, o baki misafirlerine cömertliğinin şanına yakışır bir şekilde ikram etmelidir.
7. O hâlde diyebiliriz ki ahireti inkâr etmek, Cenab-ı Hakk’ı ve O’nun cömertliğini inkâr etmekle mümkündür. Allah’ı ve cömertliğini inkâr etmek ise göz önündeki şu cömertçe muameleye göz kapamak ve gözün gördüğünü aklın inkâr etmesiyle mümkündür. Bu da akıl sahipleri için mümkün olamaz.
Demek sözün özü: Ahiretin varlığı, göz önündeki şu cömertliğin varlığı kadar kat’idir ve kesindir. Bunu inkâr edemeyen, onu inkâr edemez!
CEMAL VE KEMAL DELİLİ
Cemal, güzellik; kemal ise güzel sıfatlar demektir. Cenab-ı Hak cemal sahibidir, Cemil’dir. Yani zatının nihayetsiz bir güzelliği vardır. Hem kemal sahibidir, Zülkemal’dir. Yani ilim, kudret, irade, işitme, görme gibi bütün kemal sıfatlarla muttasıftır, isim ve sıfatları nihayetsizdir.
Acaba hiç mümkün müdür ki, baki bir cemal ve kusursuz ebedî bir kemal; cemalini ve kemalini görmek ve göstermek için baki ayineler ve o ayinelerde tecelli eden cemali ve kemali görecek ebedî seyirciler istemesin? Madem bu fâni dünya, o cemal ve kemali hakkıyla göstermekten âcizdir ve madem bu âlemin seyircileri, o cemal ve kemalin hakiki seyrine doyamadan buradan gidiyorlar. O hâlde baki bir memleket ve o memleketin ebedî seyircileri olmalı, ta ki o baki cemal ve kemal orada hakkıyla tezahür etsinler ve o ebedî seyirciler de o güzelliği ve kemali hakkıyla temaşa etsinler.
Bu delili yine iki başlıkta inceleyeceğiz:
1. BASAMAK: KÂİNATTA GÖZÜKEN CEMALİN VE KEMALİN SAHİBİ KİMDİR?
Kim şu âleme dikkat ile baksa görür ki, bu âlemde nihayetsiz bir güzellik ve kemal mevcuttur. Buna delil mi istersin? O hâlde bak denizlere, dağlara, ağaçlara, çiçeklere, kuşlara, balıklara… Her şeyi teker teker incele, acaba güzellikten ve kemalden başka bir şey bulabilir misin?
Acaba bu güzelliğin ve kemalin sahibi kimdir?
Elbette Cenab-ı Hak’tır. Zira güzellik güzelden gelir, mükemmellik kemalden gelir; ihsan cömertlikten ve servet zenginlikten gelir. Evet, bu âlem bütün güzelliğiyle Cenab-ı Hakk’ın güzelliğine ve bütün kusursuzluğuyla da O’nun sonsuz kemaline işaret eder.
Şimdi, ilahî sanat eserlerinin teşhirgâhı olan şu âleme bak!
Yeryüzündeki bitkilerin ve hayvanatın ellerinde olan Rabbanî ilannamelere dikkat et!
O ilahî cemalin ve kemalin ilancıları olan peygamberlere ve evliyalara kulak ver!
Nasıl hep beraber Cenab- Hakk’ın kusursuz kemalini ve nihayetsiz cemalini harika sanat eserlerinin teşhiriyle gösteriyorlar, beyan ediyorlar ve dikkatli nazarları celbediyorlar.
Hem kâinatın yüzünde serilmiş olan, gayet güzel ve sanatlı, parlak ve süslü olan şu mevcudat ışık güneşi bildirdiği gibi; misilsiz manevi bir cemalin güzelliğini bildirir, emsalsiz gizli bir kemalin letaifine işaret eder, o münezzeh hüsnün ve o mukaddes cemalin her isimde çok gizli definelerinin bulunduğuna delalet eder.
Sözün özü: Bu âlem bütün güzelliği ile Cenab-ı Hakk’ın güzelliğine ve bütün kemalatı ile de O’nun kemaline işaret eder ve O zatın misilsiz ve ebedî cemal ve kemalini ispat eder.
2. BASAMAK: CEMALİN VE KEMALİN AHİRETİ GEREKTİRMESİ
Demek, bu âlemin sanatkârının pek mühim ve hayret verici bir kemalatı vardır ki, bu harika sanatlarla o kemalatını göstermek ister. Hem misilsiz bir cemali ve güzelliği vardır ki, bütün süslü ve nakışlı mahluklarıyla o misilsiz cemalini seyrettirmek ister.
Elbette, böyle ebedî bir cemal ve kemal; takdir edici, istihsan edici ve “Mâşaallah” diyerek müşahede edicilerin başlarında teşhir ister. Zira “Her kemal ve cemal sahibinin, kendi cemalini ve kemalini görmek ve göstermek istemesi” sabit bir kaidedir.
Eğer kemalat daimî ise, o zaman daimî tezahür etmek ve görünmek ister. Daimî tezahür de, takdir edicilerin ve beğenicilerin vücudlarının devamını ister. Zira bekası olmayan ve ölüme mahkûm olan bir takdir edicinin nazarında, cemalin ve kemalin kıymeti sükût eder.
Şöyle ki, durub-u emsaldendir ki bir dünya güzeli, bir zaman kendine âşık olmuş adi bir adamı huzurundan kovar. O adam kendine teselli vermek için, “Tüh, ne kadar çirkindir!” der, o güzelin güzelliğini inkâr eder. Hem bir vakit bir ayı, gayet tatlı bir üzüm asması altına girer, üzümleri yemek ister, ama koparmaya eli yetişmez, asmaya da çıkamaz. Kendi kendine teselli vermek için, kendi lisanıyla “Ekşidir.” der, güler geçer.
Aynen bu misallerde olduğu gibi, eğer ahiret gelmez ve ölüm insan için bir son olursa Cenab-ı Hakk’ın şu âlemde gözüken cemali ve kemali hiçe iner, bütün kıymetini ve güzelliğini kaybeder. Bu meseleyi âlemin yaratılış sebebini de beyan ederek şöyle izah edelim:
Her cemal ve kemal sahibi, kendi cemalini ve kemalini görmek ve göstermek istemesi sırrınca, sonsuz güzelliğin ve kemalin sahibi olan Allah da cemalini ve kemalini görmek ve göstermek istedi ve bu âlemi icat etti. Her bir mahluku nakış nakış süsledi, cemalinin ve kemalinin her türlü tecellisini bu âlemde gösterdi ve seyretmek vazifesini ve şerefini insana yükledi.
İşte insanın yaratılış vazifesi budur: O cemali ve kemali seyretmek.
Hâlbuki ahiret gelmez ve ölüm insan için bir son olursa, insan bu dünyadan ayrılmanın acısını hafifletmek ve hiçe indirmek için bu dünyayı tahkir edecek ve şu göz önündeki cemali ve kemali inkâr edecektir. Ancak bu sayede bu dünyadan ayrılığın acısına ve elemine dayanabilir. Hâlbuki bu, insanın yaratılış maksadına zıttır.
Evet, âşık bir seyirci fıtratında yaratılan insan, ahiret gelmediğinde bir düşmana dönmekte ve ayrılığın acısını hafifleştirmek için, seyircilik makamından tahkir makamına düşmektedir. Elbette, bu âlemin hikmet sahibi olan sanatkârı buna müsaade etmeyecek, cemal ve kemalini ona inkâr ettirmeyecektir. Bunun da tek yolu, ahireti getirmektir.
Nihayetsiz cemalin ve kemalin ahireti gerektirmesinin diğer bir sebebi de şudur: Madem her cemal ve kemal sahibi, cemalini ve kemalini görmek ve göstermek ister. O hâlde nihayetsiz cemalin ve kemalin sahibi olan Allah-u Teâlâ da elbette cemal ve kemalini görecek ve gösterecektir. Eğer cemal ve kemal fâni ise, fâni tezahürlere ve tecellilere razı olacaktır. Ancak cemal ve kemal baki ve ebedî ise, o zaman fâni tezahürlere razı olmayacak ve ebedî bir şekilde gözükmek ve tecelli etmek isteyecektir. Ebedî bir şekilde gözükebilmesi için de iki şey lazımdır:
1- Cemalinin ve kemalinin gözükeceği memleketin ebedî olması. Hâlbuki bu kâinat ebedî değil, fânidir. Bilim adamlarının da ittifakıyla bir gün bu âlemin kıyameti kopacak ve yok olacaktır.
2- Baki bir memleket istediği gibi, baki seyirciler de isteyecektir. Zira seyirci olmazsa, cemal ve kemalin tezahürünün bir manası olmaz. Hâlbuki bu dünyadaki seyirciler de fânidir. Bu kısa ömürde o cemal ve kemali hakkıyla görememekte ve doyamadan gitmektedir. O hâlde bu seyircilerin de baki olması gerekir. Bu da ahireti iktiza eder.
Şimdi bu delilde öğrendiklerimizi maddeleyelim. Bu sayede daha net anlaşılacaktır.
1. Bu âlemde gözümüz ile görüyoruz ki, nihayetsiz bir güzellik ve kemal vardır.
2. Güzelliğin güzelden, mükemmelliğin kemalden gelmesi sırrınca, şu göz önündeki güzellik ve kemal de perde arkasında bir Cemil-i Baki ve bir Kâmil-i Sermedi’yi gösterir ve O’nun vücudunu ispat eder.
3. Madem o cemal ve kemal sahibi zat bu âlemi cemal ve kemalini seyrettirmek için yaratmıştır, o hâlde elbette insan için ahireti de yaratmış olmalıdır. Zira insan seyircilik vazifesini ancak ahirete iman ile yapabilir. Ahirete imanı olmayan bir seyirci, dünyadan ayrılmanın elemini hiçe indirmek için, kedinin erişemediği ete murdar demesi gibi, o da göz önündeki şu cemal ve kemali inkâr edecektir. Bu ise insanın yaratılış gayesine zıttır. Elbette Cenab-ı Hak, böyle bir hikmetsizliğe müsaade etmeyecektir. Bunun da tek yolu ahireti getirmektir.
4. Her kemal ve cemal sahibi, kendi cemalini ve kemalini göstermek ister. Eğer cemal ve kemal ebedî ise, ebedî görünmek isteyecektir. Madem Cenab-ı Hakk’ın güzelliği ve kemali ebedîdir ve sermedidir, o hâlde ebedî bir şekilde gözükmek isteyecektir. Ebedi gözükmek için de ebedî ve baki bir memleket lazımdır. Burası da ahirettir.
5. Ebedî bir cemal ve kemal, elbette bu cemal ve kemali seyredecek seyircilerin vücutlarının devamını, yani onların da baki olmalarını ister. Zira ebedî bir cemal, fâni bir seyirciye razı olamaz. Baki seyircilerin lüzumu da ahireti gerektirir.
6. He cemal ve kemal sahibi, kendi güzelliğini ve kemalini göstermek istediği gibi, kendisi de bizzat görmek ister. Bir ressamın resmine bakması, bir âlimin kitabını okuması ve sanatkârın sanatını seyretmesi hep bu sırdandır. O hâlde elbette Allah-u Teâlâ da kendi cemal ve kemalini görmek isteyecektir. Madem cemali ve kemali bakidir, elbette onları baki bir şekilde görmek isteyecektir. Bunun için de baki bir memleket lazımdır. Orası da ancak ahirettir.
Sözün özü: Nasıl ki şu mevcudat, bütün güzelliği ve kemaliyle perde arkasındaki Cenab-ı Hakk’ın cemaline ve kameline işaret ediyor. Aynen öyle de, aynı zamanda ahiretin de varlığına delalet ediyor. Zira hüsün ve cemal, görmek ve görünmek ister. Görmek ve görünmek ise, arzulu seyirci ve âşık beğenicilerin vücudunu ister. Güzellik ve cemal ebedî ve baki olduğundan, seyircilerin devam-ı vücutlarını ister. Çünkü daimî bir cemal, fâni bir müştaka razı olamaz.

PAYLAŞ:
Bu yazıya oy ver
Yorum yok

Yorum Yap