“Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır.” Hz. Muhammed (S.A.V.)
Ana SayfaKur'an-ı KerimEdebi YönüKur’an başka kelamlarla kıyas edilemez.

Kur’an başka kelamlarla kıyas edilemez.

Kur’an-ı Kerim, başka sözlerle kıyas edilemez. Çünkü kelamın tabakaları, yüksekliği, kuvveti ve güzelliği dört kaynaktan gelir:

Biri mütekellim; yani sözün sahibi.

Biri muhatap; sözün söylendiği kişi.

Biri maksat; söz niçin söylenmiş.

Biri de makamdır; hangi makamda söylenmiş?

Öyle ise söze; “kim söylemiş? Kime söylemiş? Niçin söylemiş? Ve hangi makamda söylemiş? Diyerek bakmak gerekir.

Yoksa yalnız söze bakmak hatadır. Madem kelam kuvvetini bu dört kaynaktan alır, o halde Kur’an’ın derecesine hiçbir söz yetişemez.

Zira Kur’an; bütün âlemlerin Rabbi ve bütün kâinatın yaratıcısı olan Allah’ın hitabı ve konuşmasıdır.

Muhatabı ise bütün insanların belki bütün mahlûkatın namına Hz. Muhammed (S.a.v.)’dir. Bu kitabın içi halis hidayettir. Dünya ve ahiret saadetinin düsturlarını, kâinatın yaratılış sebeplerini, ondaki rabbanî maksatları ve daha birçok sırrı izah etmiştir. Elbette böyle bir kitabın mislini getirmek mümkün değildir. Hem madem kelam, kuvvetini, sahibinden alıyor. Bir de o kelam eğer bir emir veya yasak ise, sahibinin derecesine göre irade ve kuvveti de içine alıyor. O vakit söz, muhatabın dayanma gücünü kıran bir söz oluyor, elektrik gibi tesir ediyor. Sözün kuvveti o nispette artıyor.

Mesela, Nuh tufanının sonunu anlatan Hud suresi 44. ayette şöyle buyrulmuş:

“Ey yeryüzü vazifen bitti, suyunu yut! Ey sema, ihtiyaç kalmadı, yağmuru kes.”

Ya da Fussilet suresi 11. ayet:

“Ve Allah dedi; Ey arz, ey sema! İster istemez geliniz. Hikmet ve kudretime boyun eğiniz. Yokluktan çıkıp, varlıkta sanat eserlerimin sergilendiği yere geliniz.”

İşte kuvvet ve iradeyi içine alan şu emirlerin kuvvet ve yüksekliğine bakın, sonra da insanların, bu ve benzeri emirleri yere ve göğe vermesini düşünün. Nerede bir mikroba mağlup olan insanın fuzuli emirleri, nerede her şey emrine itaatkâr olan Allah’ın emirleri…

Evet, emri etkili büyük bir amirin iş başında, kendisine itaat eden büyük ordusuna “Arş” emri ile o kocaman ordu harekete geçer. Acaba şöyle bir emir, adi bir askerden işitilse, iki emir surette bir iken, manen, bir askerle, bir ordu kumandanı arasındaki fark kadar fark olmaz mı?

Mesela: Yasin suresi 82. ayette:

“O Allah bir şeyin olmasını dilediği vakit ona “ol” der. O da hemen oluverir”

Ve Bakara suresi 34.ayette

“Bir vakit biz meleklere secde edin dedik. Melekler hemen secde ettiler”

İşte şu iki ayetteki emrin kuvvetine ve ulviyetine bak. Sonra beşerin emirler nevindeki kelamına bak. Acaba yıldız böceğinin, güneşe nisbeti gibi kalmıyor mu?

Evet, hakiki bir malikin iş başındaki tasviri, hakiki bir sanatkârın iş başında sanatına dair verdiği beyanlar ve hakiki nimet verenin ihsan başında iken beyan ettiği ihsanlar, yani sözü ile fiilini birleştirmek, kendi fiilini hem göze hem de kulağa tasvir etmek için şöyle dese:

“Bakınız, işte bunu yaptım, böyle yapıyorum, işte bunu bunun için yaptım, bu böyle olacak…” hiç onun sözü ile o sıfat ve sanatları taşıyamayanın aynı sözü bir olur mu?

Taklit suretinde ki çiçek resimleri, hakiki ve hayatlı çiçeklerle kıyas edilebilir mi?

Mesela Kaf suresi 6 ve 11. ayetler arasına bakalım,

“Acaba üstünüzdeki semaya bakmıyor musunuz ki, biz onu ne keyfiyette, ne kadar muntazam ve muhteşem bir surette yaratmışız.

Hem görmüyor musunuz ki, o semayı nasıl yıldızlarla, ay ve güneş ile süslemişiz. Hiçbir kusur ve noksan bırakmamışız. Hem görmüyor musunuz ki, zemini size ne keyfiyette sermişiz, ne kadar hikmetle döşemişiz. O yerde dağları sabitleştirmiş, sizleri denizin istilasından muhafaza etmişiz.

Hem görmüyor musunuz, o yerde ne kadar güzel, rengârenk, her bir cinsten çift çift sebzeleri, yeşillikleri yaratmışız. Yerin her tarafını o güzeller ile güzelleştirmişiz.

Hem görmüyor musunuz, ne keyfiyette semadan bereketli bir suyu gönderiyoruz. O su ile bağ ve bostanları, bitkileri, yüksek ve lezzetli hurma gibi meyveli ağaçları yaratıp, kullarıma rızık olarak gönderiyorum, yetiştiriyorum.

Hem görmüyor musunuz ki, o su ile ölmüş memleketi diriltiyorum, binler dünyevi haşirleri icat ediyorum. Nasıl bu bitkileri kudretimle bu ölmüş memleketten çıkarıyorum, sizin öldükten sonra dirilmeniz de böyledir.

Kıyamette yeryüzü ölü, siz sağ olarak çıkacaksınız.”

İşte Allah şu ayetlerde, öldükten sonra dirilmeyi ispat etmek için bir kısım icraatlarından bahsetmiş. Ve onları delil getirerek “sizi de topraktan böyle çıkartacağım” demiş.

Şimdi nerede Kur’an’ın bu ifadelerindeki güzellik ve nerede insanların bir davayı ispat için söyledikleri kelimeler?

Evet, diğer kelamların, Kur’an ayetlerine olan nisbeti, şişelerde görünen yıldızların küçücük akisleriyle, yıldızların aynına nisbeti gibidir.

PAYLAŞ:
Bu yazıya oy ver
Yorum yok

Yorum Yap