“Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır.” Hz. Muhammed (S.A.V.)
Ana SayfaAkaidMezheplerHadislerin farklı anlamlara gelebilmesiyle oluşan ihtilaf: -Misal 1-

Hadislerin farklı anlamlara gelebilmesiyle oluşan ihtilaf: -Misal 1-

A- Evet, daha başka örneğe ihtiyaç yok. Mesele çok iyi anlaşıldı. Ancak şimdiye kadar hep ayetleri anlamadaki ihtilaftan bahsettik. Aynı şey hadislerde de var değil mi? Ona da örnek verebilir misin?

B- Evet, aynı şey yani bir kelamın farklı manaları kendinde cemetmesi hadis-i şeriflerde de var. Bununla ilgili de sana üç örnek vereyim. Bu sayede daha kolay anlarsın. Birinci örneğim şu:

Hz. Ebu Hüreyre (r.a.) naklediyor: Rasulullah (s.a.v.) kâfir bir misafir ağırlamıştı. Derhâl onun için bir keçinin sağılmasını emretti. Keçi sağıldı, kâfir sütünü içti. Sonra diğer bir keçinin daha sağılmasını emretti. Adam doymadı. Bu suretle tam yedi keçinin sütünü içti. Adam yatıp sabah olunca Müslüman oldu. Rasulullah (s.a.v.) bir keçi sağılmasını emretti. Sütünü adam içti. Sonra başka bir keçi daha sağıldı. Fakat bunun sütünü tamamen içemedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Mümin bir mideye içer, kâfir ise yedi mideye içer.”

Hadiste geçen, “Mümin bir mideye içer, kâfir ise yedi mideye içer.” ifadesi hakkında âlimler ihtilaf etmişlerdir. Daha doğrusu bu kısacık cümle o kadar çok manayı içinde saklamaktadır ki, her bir âlim bu manalardan birisine meyletmiş ve neticede şu farklı hükümler ortaya çıkmıştır:

  1. görüş şudur: Bir kısım âlimlere göre, “Mümin bir mideye içer, kâfir ise yedi mideye içer.” hadisiyle murad edilen zahiri mana değildir. Burada mecaz vardır ve kinaye yapılmıştır. Efendimiz (s.a.v.) bu sözünde Müslüman ve onun dünyadaki zühdü ile kâfir ve onun dünyaya olan hırsını göstermek için bir benzetme yapmıştır. Yani mümin dünyevi şeylere kıymet vermemesi sebebiyle tek bir mideye yer. Kâfir ise dünyevi şeylere çok kıymet vermesi ve dünyalığı çok yığması sebebiyle yedi mideye yer. Burada ne gerçek mideler ne de yeme hususu asıldır. Asıl kastedilen şey dünyalık ile doymakta azlık ve çokluktur. Bu şuna benzer: Nasıl ki, “Falan kimse dünyayı hopur hopur yiyor.” denilince onun dünyaya fazlaca hırsı ve rağbeti kastediliyorsa; “Mümin tek mideye yer.” denildiğinde de müminin dünyaya karşı hırsı yok, az bir şeyin peşindedir denmek istenmiştir. Bunun gibi, “Kâfir yedi mideye yer.” denilmekle de dünyaya çok rağbet eder, çok şeylerin peşine hırsla düşer denmek istenmiştir.
  2. görüş sahibi bir kısım âlimler ise şöyle demiştir: Mümin helal yer, kâfir ise haram yer. Helalin varlığı vücutça daha azdır, haram ise çoktur. İşte hadiste geçen tek mideyle helalin azlığına, yedi mide ile de haramın çokluğuna işaret edilmiştir.
  3. görüş sahibi bir kısım âlimler ise şöyle demiştir: Hadisten murad mümini az yemeğe teşviktir. Çünkü çok yemek kâfire has bir sıfattır. Mümin az yemeği esas yapmalıdır. Zira müminin nefsi kâfire mahsus bir sıfatla muttasıf olmaktan nefret eder. Çok yemenin kâfire has bir sıfat olduğu hususuna ise Cenab-ı Hakk’ın şu sözü delildir: “Durakları ateş olduğu hâlde kâfirler zevklenirler ve hayvanlar gibi yerler.” (Muhammed 12)
  4. görüş sahibi bazı âlimler ise hadisin mecaz olmayıp hakiki manasının murad edildiği görüşündedirler. Bu görüş sahiplerinden bir kısmı şöyle derler: Bu bir şahıs hakkında varid olmuştur. Hadiste geçen “el-Mümin” kelimesinin başındaki “lam” ahdiyedir. Yani özel birisinin kastedildiğini ifade eder. Cinsiye değildir. Yani bütün müminleri ifade etmek için kullanılmamıştır. İbni Abdilberr bu hususu şöyle izah eder: “Bu hadisi bütün müminlere hamletmeye imkân yoktur. Zira nice kâfirler vardır ki, müminlerden az yer. Ve nice müminler vardır ki, kâfirden çok yer. Ve nice kâfir vardır ki, Müslüman olmuş ve yeme miktarı değişmemiştir. O hâlde hadiste zikredilen, “Kâfir yedi mideyle yer.” sözüyle kastedilen, hadisteki şahıstır. Yani şöyle söylenmek istenmiştir: “Bu adam kâfir iken yedi mideye yemekte idi. Müslüman olunca yedikleri özleştirilip onun hakkında bereket kılındı. Böylece Müslüman olduğunda kâfir iken yediğinin yedide biri ile doydu.” Demek bu âlimlere göre mezkûr hadis hususi bir kâfir hakkındadır.
  5. görüş sahibi bir kısım âlimler ise şöyle demiştir: Hadis ekseriyeti ifade zımnında beyan olunmuştur. Bununla gerçek adet kastedilmemiştir. Hadisteki “yedi” tabiri çokluktan kinayedir. Zira Arapçada yedi, yetmiş, yedi yüz gibi ifadeler çokluğu temsil eder. Yani hadisin manası şudur: “Mümine yakışan hususlardan biri de yeme içme işini azaltmaktır. Çünkü mümin ibadete müteallik amellerle meşguldür. Çünkü o bilmektedir ki, yemekten maksat açlığı gidermek, hayatın devamını sağlamak ve ibadete yardım etmektir. Mümin bu maksatların dışına çıktığı takdirde vereceği hesaptan korkmakta, bu da onun yemesini azaltmaktadır. Kâfir ise bu söylenenlerin hilafınadır. Zira o, şeriatın takip ettiği maksadı bilmez ve o hudutta durmaz. Bilakis nefsin şehvetine tabi olur, arzularının peşinde koşar. Böylece müminin yiyeceği kâfirin yiyeceğine nispet edilince daha az olur.
  6. görüş sahibi bir kısım âlimler ise şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: Müminin sıfatı zühd hususunda hırs göstermesi ve kâfirin hilafına olarak yaşamasına yetecek kadar yemekle iktifa etmesidir. Öyleyse bu vasfa uymayan ve zühd sıfatını taşımayan bir müminin varlığı hadisi yaralamaz.
  7. görüş sahibi bir kısım âlimler ise şöyle demiştir: Hadiste kastedilen müminden murad kâmil seviyede olan ve tam bir imana sahip olan mümindir. Zira kimin Müslümanlığı güzel olur ve imanı kemale ererse onun fikri ölüm ve ölüm sonrası ile ilgili şeylerle meşgul olur. Böylece korkunun ve endişenin şiddeti ve düşüncesi onu nefsani arzuların peşinde koşmaktan alıkoyar. Nitekim Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kimin fikri fazlaysa yemeği azdır. Kimin tefekkürü azsa yemeği çok, kalbi de katıdır.” O hâlde hadisin manası şöyle olur: “Kâmil mümin bir mideye yer, kâfir ise yedi mideye yer.”
  8. görüş sahibi bir kısım âlimler ise şöyle demiştir: Hadisten alınacak esas dünyalık hususunda azlığa teşvik ve harama gitmeden elde edilene kanaat etmeye rağbet ettirmektir. Zira gerek cahiliye devrinde gerekse İslam döneminde akıllı kimseler hep açlığı övmüşler, çok yemeği zemmetmişlerdir.
  9. görüş sahibi bir kısım âlimler ise şöyle demiştir: Mümin yemesi-içmesi sırasında besmele çeker, şeytan ona yeme-içmede ortak olmaz. Böylece az bir yiyecek ona kâfi gelir. Kâfir ise besmele çekmez. Bu sebeple şeytan ona ortak olur. Az bir yiyecek ona kâfi gelmez.
  10. görüş olarak İmam Nevevi Hazretleri şöyle demiştir: Kâfirdeki yedi mide ile şu sıfatlar kastedilmiş olabilir: Hırs, oburluk, uzun emel, tamah, kötü huy, haset, yağ sevgisi. Mümindeki tek mide ise ihtiyacın örtülmesidir. Yani mümin ihtiyacının defi için yerken, kâfir zikredilen yedi sebepten dolayı yemektedir.
  11. görüş olarak İmam Kurtubi Hazretleri şöyle demiştir: Yemek şehveti yedidir: Tabiat şehveti, nefis şehveti, göz şehveti, ağız şehveti, kulak şehveti, burun şehveti ve açlık şehveti. Müslümanı yemeğe sevk eden zaruri şehvet bu sonuncusudur. Kâfir ise sayılanların hepsi sebebiyle yer.
  12. görüş olarak Kadı Ebu Bekr Hazretleri şöyle demiştir: Hadiste geçen “yedi mide” tabiriyle beş duyu ile birlikte şehvet ve ihtiyaç kastedilmiştir. Yani “yedi mide” tabiri ile kinaye yapılmıştır.

Evet, kısacık bir cümle ve o cümleden çıkan onlarca mana… Bizler bu manalardan sadece on iki tanesini nakille yetiniyoruz.

İşte mezheplerdeki ihtilafın bir sebebi de Efendimizin hadislerinin birçok manaya gelebilme ihtimalidir. Âdeta Efendimizin kelimeleri birer deniz olmuş ve içlerinde birçok manayı cemetmiştir. Âlimler de bu manaları inayet-i ilahiye ile çıkarmışlardır. Bizlere düşen vazife ise bu kıymetli âlimlere tabi olmak ve İslam’ın hükümlerini onların dersi ile öğrenmektir. Yani zannın ve vehmin rehberliğini bırakarak bu kıymetli âlimleri rehber edinmektir.

PAYLAŞ:
Bu yazıya oy ver
Yorum yok

Yorum Yap