“Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır.” Hz. Muhammed (S.A.V.)
Ana SayfaAkaidTevessülTevessülün caiz olduğuna dair İslâm alimlerinin ittifakı

Tevessülün caiz olduğuna dair İslâm alimlerinin ittifakı

Eserimizin bu bölümüne kadar, tevessülün caiz olduğunu önce Kur’an’ın ayetleriyle, sonra Peygamber Efendimiz (asm)’ın hadis-i şerifleriyle ve daha sonra da sahabe efendilerimizin uygulamalarıyla ispat ettik. Şimdi ise, bu konudaki icmayı, yani İslam alimlerinin ittifakını beyan edeceğiz. Zira sabit bir kaidedir ki, bir meselede ihtilaf edilse, söz hakkı, o fennin alimlerine aittir. Büyük bir hastalığın tedavisinde, küçük bir doktorun sözü, büyük bir mimarın sözüne tercih edilir…

Madem meselemiz tevessüldür ve tevessül dinin bir meselesidir; o halde bu konuda söz hakkı, müçtehitlerin, allamelerin ve hadis hafızlarınındır. Onların sözü yanında bir başkasının sözü, gök gürültüsü yanında sivrisineğin vızıltısı gibi sönük kalır.

Şimdi İslam alimlerinin tevessül hakkındaki sözlerine kulak verelim:

Hanefi mezhebinin imamı olan İmam-ı Azam Hazretleri tevessülü caiz kabul eder. İmam-ı Azam Hazretlerinin görüşünü bir sonraki videoda detaylı bir şekilde tahlil edeceğimizden dolayı; burada görüşünün detayına girmiyor ve sadece, caiz kabul ettiğini beyanla yetiniyoruz.

Şafi mezhebinin imamı olan İmam Şafi Hazretleri, bizzat kendi yaptığı tevessüllerden bahsederek şöyle der: Ehl-i Beyt, yani Peygamberimiz (asm)’in ailesi, benim aracım ve onunla aramdaki vesilemdir. Onların vesilesiyle, yarın amel defterimin sağ elimden verileceğini umuyorum. (İmam Şafi, Divan, Lübnan, Beyrut: Daru’l fikir, 2005)

Yine İmam Şafi Hazretleri şöyle der: Bir ihtiyacım olduğunda iki rekat namaz kılar ve İmam-ı Azam’ın mezarına gidip orada dua ederdim. Onun bereketiyle ihtiyacım hemen karşılanırdı. (El-Heysemi, el-Hayratü-l Hisan, 94. Sayfa)

Yine İmam Şafi Hazretleri şöyle der: Ben, İmam-ı Azam’ın kabrini ziyarette çok bereket buldum. Her gün onun kabrini ziyaret etmek itikadındaydım. Kendime bir ihtiyaç arız olunca, hemen menzilimde iki rekat namaz kılıp onun kabrine giderdim. Onun kabri yanında, hacetimi Allah Teala’dan dilerdim. Aradan çok zaman geçmeden hacetim kaza olurdu. (Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i sarih tercümesi, IV, 197)

İmam Şafi’nin talebelerinden Rebi b. Süleyman şöyle anlatır:

“Bir gün İmam Şafi bana; ‘Rebi, bu mektubu al, Ahmed b. Hanbel’e götür.’ dedi. Ben mektubu Ahmed b. Hanbel’e götürdüm. Ahmed b. Hanbel mektubu okuduktan sonra çok sevindi. Üzerindeki gömleği çıkarıp bana hediye etti. Mektubun cevabını İmam Şafi’ye getirdim. İmam Şafi bana şöyle dedi: ‘Sana hediye edilen gömleği alıp seni üzmek istemeyiz. Ancak hiç olmazsa, onu bir suya batır ve o suyu bize ver ki, biz de o gömleğin bereketine böylece ortak olalım.’” (İbnu-l Cevzi, Menakibul İmam Hanbel, s. 609)

Dikkat edilecek bir husus, bu kıssayı eserine alıp bize nakleden İbnu’l-Cevzi, tevessülü kabul etmeyenlerin en çok itibar ettiği alimlerdendir.

Şimdi de Maliki mezhebinin imamı olan, İmam Malik Hazretlerinin tevessüle bakışını nakledelim:

İbni Humeyd’in bildirdiğine göre, Abbasi Halifesi Ebu Cafer, hac ziyaretinde Medine’ye gittiği zaman, Hz. Peygamber (asm)’in kabrine vardığında, orada bulunan İmam Malik‘e “Ya Eba Abdillah, yönümü kıbleye mi dönüp dua edeyim.” dediğinde, İmam Malik:

“Niçin yönünü Peygamberimiz (asm)’den çevireceksin? Halbuki O, senin baban Âdem (as)’ın vesilesidir. Bilakis Resulullah’a dön. Onun şefaatini iste.” demiştir. (Kastalani, Şerhu’l Mevahib)

Hanbeli mezhebinin imamı Ahmed İbni Hanbel Hazretleri de tevessül hakkında şöyle der:

“Yağmur kesilince dua edene, Peygamber Efendimiz (asm)’le tevessülde bulunması müstehaptır.” (İmam Mirdavi, el-insaf marifeti’r racih mine-l hilaf)

Ahmed İbni Hanbel’in oğlu Abdullah, babasının “Peygamber Efendimiz (asm)’in saçıyla tevessülde bulunduğunu, onu öptüğünü ve suyun içine daldırdığını, kaptaki suyu şifa niyetiyle içtiğini” söylemiştir. (ez-Zehebi, Siyeru’l alemi’n-nübela, XI, 212)

Ebubekir el-Marvazi der ki: Ahmed İbni Hanbel her ibadet ettiğinde, Peygamber Efendimize tevessül ederek şu sözleri söylerdi:

“Ey Allah’ım, ben sana, senin peygamberinle, rahmet Peygamberin Muhammed (asm)’la dönüyorum.” (Mensek)

Gördüğünüz gibi, Ahmed İbni Hanbel Hazretleri, hayatta olmayan Peygamberimize tevessül ediyor.

İbni Teymiye, tevessülü inkar edenlerin imamıdır ve tevessülü inkar onunla başlamıştır. İşte bu İbni Teymiye’nin çokça övdüğü büyük alim İmam Subki, tevessülün müstehab olduğuna dair dört mezhebin naslarını, “Şifaü-s sikam fî ziyaret-i hayri-l enam” adlı kitabında geniş olarak açıklayıp, kendisi de tevessülü caiz görmüştür.

İmam Subki Hazretleri bu makamda şöyle der:

“Şunu bil ki, Peygamber Efendimiz (asm) ile tevessül etmek, ondan istigasede bulunmak ve Onu Allah’a karşı aracı koymak hem caizdir, hem güzeldir. Ve bunun caiz olması, her dindar kimse için bilinen hususlardandır. Tüm dinler arasından da hiç kimse bunu inkar etmemiştir. Bunu inkar, İbni Teymiye ile başlamıştır…”

Gördüğünüz gibi, İmam Subki’nin beyanına göre, İbni Teymiye’ye kadar hiçbir alim tevessülü inkar etmemiştir. İbni Teymiye, Hicri 661’de doğmuştur.

Demek Peygamber Efendimiz (asm)’in asrı dahil, yaklaşık yedi yüz sene, tevessülü inkar eden tek bir zat olmamıştır. Yani şimdi bu din, yedi yüz sene -hem de en iyi anlaşıldığı, en mümtaz allamelerin yaşadığı yedi yüz sene- yanlış mı yaşanmış? Yedi yüz sene boyunca haram olan bir amel, helal mi kabul edilmiş? Şirk olan bir iş, iman mı zannedilmiş? Ve başta sahabeler, dört mezhep imamı ve diğer müçtehitler bunun farkına varamamışlar mı?

Bu ihtimali kim kabul edebilir?..

Buraya kadar yaptığımız izahtan, dört mezhebin kurucu alimlerinin tevessülü kabul ettiği ve bizzat kendilerinin uyguladığı anlaşılmış oldu.

Şimdi, başka alimlerin sözlerinden nakiller:

İbni Hacer el-Heytemi şöyle diyor:

“İbni Teymiye’nin kötü eyleminden önce, bu dünyada hiç kimse Resulullah’la tevessül ve istigaseye karşı gelmemiştir.”(Cevher el münezzem fi ziyaretul kabri’l-mükerrem)

Yine İbni Hacer el-Heytemi “el-Cevher’ul munazzam” isimli eserinde, ölülerden yardım istemekten bahsediyor ve bunun caiz olduğunu söylüyor ve şöyle diyor:

“Peygamber Efendimiz (asm)’den, hayatında olduğu gibi vefatından sonra da ihtiyaçların giderilmesi için dua istenebilir. Bu, hakkında icma olan mütevatir haberlerin bulunduğu bir husustur.”

İbni Abidin Hazretleri şöyle diyor:

“Ben Allah Teala’ya; Peygamber Efendimiz (asm) ile itaat ehlinden her muazzam makam sahibiyle ve İmamımız İmam-ı Azam’la tevessül ederek, lütuf ve kereminden bu işi bana kolay eylemesini, doğru ilham buyurmasını, kusurlarımı bağışlamasını, hatalarımı af etmesini niyaz eylerim.” (Reddül Muhtar, V, 540)

Vehhabilere Vehhabi denilmesi, görüşlerinin kaynaklarından birinin de Muhammed b. Abdulvehhab olmasından dolayıdır. Muhammed b. Abdulvehhab, Vehhabilerin itikatta imamlarından biridir. İşte bu zat, “Mecmûatü-l müellefat” isimli eserinde şöyle diyor:

“Birisi dua ederken, ‘Allah’ım, ben senden Peygamberlerin ya da salih kullarının vesilesiyle şunu şunu istiyorum.’ diye dua ederse, sadece Allah’a dua ettikten sonra, herhangi bir kabrin yanında dua ediyor olsa bile, bu bizim reddettiğimiz bir şey değildir.”

Muhammed b. Abdulvehhab’ın bu sözleri, tevessülün ona göre de caiz olduğunu göstermektedir. (Mecmûatü-l müellefat)

İmam Kudame Hazretleri, Peygamberi ziyaret adabında şöyle diyor: Kabrin yanına giderek şöyle söylenir: “Günahlarımdan tövbe ederek sana geldim ve seni Allah katında vesile ve şefaatçi kıldım.” (el-Muğni maa-iş Şerh)

Tevessülü kabul etmeyenlerin de itibar ettikleri büyük alimlerden Ferec b. El-Cevzi ki, İbnü-l Cevzi ismiyle meşhur olmuştur. -Bu zat, İbni Teymiye’nin talebesi olan İbnu’l-Kayyim el Cevziyye’den bir asır önce yaşamıştır, bu zat ile karıştırılmasın- Ferec b. el-Cevzi der ki:

“Nefsimi terbiye edemedim. Bazı salih kişilerin kabrine gidip, onları aracı yapıp düzelmem için dua ettim.” (Ebu’l Ferec el-Cevzi, Saydu-l Hatır)

İmam Şekvani şöyle diyor:

“Allah Teala’ya fazilet ve ilim sahibi zatlarla tevessül etmek, hakikatte onların salih amelleri, faziletleri ve meziyetleriyle tevessül etmektir. Zira fâzıl zat, ancak yaptığı amellerle faziletli olur.” (ed-Dürrü’n-Nedide)

Vehhabilerin en büyük imamlarından İbnu’l-Kayyum“Kitabu’r-Ruh” isimli eserinde, “Artık gözü Allah ile görür, kulağı Allah ile işitir.” hadisini izah ederken şöyle diyor:

“Yüce Allah, bu kudsi hadiste, kendisine yaklaşan kuluna olan sevgisinin faydalı olacağını belirtmiştir. Allah, kulunu sevince; kulağına, gözüne, eline ve ayağına yaklaşır. Artık gözü Allah ile görür. Kulağı Allah ile duyar. Onunla tutar, onunla yürür. Kalbi, eşyaların gerçeklerinin belirtildiği saf ayna gibi olur. Ferasetinde oldukça az yanılır. Çünkü kul Allah ile varlığa bakınca, onu olduğu gibi görür. Allah ile işitince, onu olduğu gibi işitir. İşte kamil bir veli, darda kalıp kendisinden yardım isteyen bir mümine, ilahi izinden sonra, mesafe ne olursa olsun, Allah’ın izni ve dilemesiyle, dünyanın en uzak mesafesindeki bir insanı görebilir. Uzaktakinin sesini işitip Allah izin ve güç verirse yardım da edebilir. Bu, Allah’ın dilediği kullar için kolay ve mümkündür.”

İbnu’l-Kayyum yine aynı eserinde, ölülerin bir takım tasarruflarda bulanabileceklerini ve dirilere yardım edebileceklerini söylemektedir…

Bunu söyleyen, tevessülü inkar edenlerin imamı olan İbnu’l Kayyum… İmamınız böyle diyor, siz imamınıza bile muhalefet ediyorsunuz. Daha size ne söylenir.

Bütün bu nakillerden sonra, bizi seyredenlerin önünde iki yol var:

Bu dersimizde, başta dört mezhep imamı olarak alimlerin bir kısım sözlerini işittiniz. Bir kısım alimlerin sözlerini de hadislerin izahında nakletmiştik. Daha fazla nakil yapmaya herhalde gerek yok. Zaten hicri ilk yedi yüz senede tevessülü hiçbir alimin reddetmediğini ve tevessülü inkarın İbni Teymiye ile başladığına da belirttik.

Şimdi tevessülü inkar edenlerin önünde iki yol var:

Birinci Yol şudur: Abdülaziz Bayındır’ın, Mustafa İslamoğlu’nun, Mehmet Okuyan’ın ve onlar gibilerinin sözlerini dinleyerek, tevessülü şirk kabul etmeye devam edecekler. Ancak bilsinler ki, bunu yaptıklarında, başta dört mezhep imamı olarak, sahabeler de dahil, ilk yedi asırda yaşamış bütün alimlerin müşrik olduğunu kabul etmek zorunda kalacaklar. Zira İbni Teymiye’ye kadar yedi yüz sene, tevessülü bütün alimler caiz kabul etmiştir.

Sadece ilk yedi asırda değil, o asırdan sonra bu zamana kadar da bütün Ehl-i sünnet alimleri tevessülü caiz görmüştür. Şimdi, tek bir İbni Teymiye’nin sözünü, bu kadar allame ve müçtehide tercih edebiliyorsanız ve onların tamamını şirke düşmekle itham edebiliyorsanız, tevessülün şirk olduğu görüşünüze devam edebilirsiniz. Bunu yapabilene, bizim daha söyleyecek bir sözümüz yoktur.

Tercih edebileceğiniz İkinci Yol ise şudur: Bütün İslam alimlerinin isabet ettiğini ve İbni Teymiye’nin yanıldığını kabul etmektir. Bizler bu seçeneği kabul ediyor ve Ehl-i sünnet alimlerinin peşinden gidiyoruz. Ve inanıyoruz ki, onların peşinden giden, zarar etmez.

Sözü daha fazla uzatmayalım ve eserimizin icma bölümünü burada tamamlayalım. Bundan sonraki kısımda, tevessülü inkar edenlerin sözlerine cevap vereceğiz. Bir sonraki derste buluşuncaya kadar hepiniz Allah’a emanet olunuz.

PAYLAŞ:
Bu yazıya oy ver
Yorum yok

Yorum Yap